Tamam, beni zaman zaman(hatta çoğu zaman!) çileden çıkarıyor, dediğim dedik havalarda iki yaş sendromu durumları yaşıyoruz, kabul, her yaşın ayrı bir zorluğu var.Evet, şekere tuz katıp biz fark etmeden tuzlu çayın tadına bakmamıza ve böylece midemizin bulanmasına sebep olmuştur. Beş yüz kere de söylesen başta anne-babaya sonra milletin çoluk çocuğuna, daha da ileri giderek sokakta yürürken kenarda kendi haline oynayan çocuklara şiddet uygulamaktan da vazgeçmemiştir. Oyuncakların hiç yüzüne bakmadıkları bile, bir misafir çocuk yanında onun için en değerli oyuncak haline gelmiş ve çıkan oyuncak kavgalarından anne ile gelen teyzeye iki laf ettirmemiştir. Ama, büyüyor oğlum işte, her yaşın ayrı bir zorluğu olduğu kadar kolaylığı da var. Hep yakınıp dertleniyoruz ya çocuklarımızdan, bizi nasıl bıktırıp canımızdan bezdirdiklerinden dem vuruyoruz ya, bu kez farklı bir yazı olsun. Her yaşın kendince getirdiği zorlukları değil, büyüdükçe hayatımızda kolaylaşan şeylerden bahsedelim:
En çok bebekliğinde ve emdiği sürece uykusundan çektiğim için, büyüdükçe rayına oturduğuna en çok sevindiğim bu uyku meselesi oldu. Şimdi kendimi biraz daha pozitif hissediyorum iki numara için. Belki yine uykusuz geceler, haftalar aylar beni bekliyor olacak ama, her şey belirli bir zaman içinde kendi rotasını çizip yoluna giriyor. Biraz sabretmek ve bu geçici sürecin tadını çıkarmak lazımmış. Kolaylıklar uyutma yönteminde bile başladı. Emzirirken buhran geçirir, gözünün içine bakardım ne zaman dalacak diye, gece tekrar uyanacak olması kabus demekti. Bazen onu erken uyutsam bile, salonda iki muhabbet etme fikri bana itici gelirdi. Tam bir film izlemeye niyetlenirdik, orta yerinde uyanırdı. Onu tekrar uyutabilmek için emziriyordum(buradaki en büyük hata gece beslenmelerini kesmemekmiş, şimdi anlıyorum!) ve bunun kaç dakika süreceği hiç belli olmuyordu. Bu yüzden de bir misafir geldiğinde onlar gidene kadar uyutamazdım Seyyaf’ı. Uyutsam tekrar uyandığında ne kadar süreceğini bile bilmediğim bir zaman dilimi için karanlık odasına girmek ve orda sinir krizleri geçirmeye hazır olmak zorundaydım çünkü. Bu sebeple misafir geldiği akşamlar 12-1′e kadar uyumadığı oluyordu. Şimdi uyutmak bile beni rahatsız etmiyor, yanına yatıyorum. Öğle uykusunda kitap okuyorum, çok uykuluysam ben de onunla uyuyorum. Akşam uyuturken de hiç olmazsa yanına yattığım için vücudum dinleniyor. Uykusu da eskisi gibi hafif olmadığı için her çıtırtı pıtırtıya uyanmıyor, uyansa bile “hadi yat anneciğim, bak yanındayım” deyip uzanıyorum yanına, birkaç dakika sürüyor. En güzeli de geceleri deliksiz uyumak! (tabi hamilelikten dolayı kendiliğimden elli kere su ve tuvalet için uyandığımı, uyandığım zaman uykumun dağıldığını ve geri dalmakta epey zorlandığımı saymıyorum, onlarda Seyyaf’ın suçu yok:) ).
Bıcır bıcır konuşması, sadece dil gelişimi için değil, düşünerek ve kendini ifade ederek konuştuğu için de çok işe yarıyor. Geçen gün uykudan kalkınca “anne, acıktım” dedi. Üşüdüğünde de söylüyor, susadığında da. Sürekli takip etmek zorunda kalmıyorsun küçük bir bebek gibi. Bir olumsuz durum yaşadık ki hastalıktan bize miras kaldı, ona yanıyorum kara kara. Seyyaf kakasını mutlaka söylerdi, yaparken ya da yaptıktan sonra. Bazen kendisi bezini getirir, değiştirmemi isterdi. Çiş anlamazdı ama kakayı hiç kaçırmaz söylerdi. En son hastalığından bu yana söylemiyor, aksine saklıyor. Ama rahatsız da olduğu için eli poposunda geziyor, “oğlum kaka mı yaptın” deyince, “ı-ıh” deyip kaçıyor. E bu koku nereden geliyor o zaman, gel bezini değiştirelim dediğimde sanki etinden et koparıyoruz oğlanın.
Her ne kadar inatçılık yapıyor olsa da, biraz daha büyüdüğü için söz geçirmek daha kolay oluyor. Hani bebekken ağladıklarında çaresiz kalıp öyle debelenip dururuz ya, şimdi öyle değil. Ağlamasının ne manaya geldiğini net bir biçimde anlayıp, isteklerine karşılık vermek daha kolay. Tutturduğu durumlarda anne-babayı ne kadar kararlı görürse o kadar çabuk vazgeçiyor. Burada yine dikkat edip, çocuğun elinde oyuncak olmamak için kararlı tutum sergilemenin önemi gündeme geliyor.
Bebeklere karşı acayip bir sevgisi var. Beni öyle sevindiriyor ki bu durum. Biz iki numara gelince bu tarzanla nasıl başa çıkacağız derken, Allah’ın lütfu yardıma yetişecek galiba. Hadi inşaAllah:) Hafta sonu üç çocuklu misafirim vardı. Büyüklere her fırsatta darb eden, oyuncaklarını vermemeye çalışan, onlarla da oynamayıp kendi haline takılan oğlum, 14 aylık olan bebeği gidip gelip öpüyordu. Ben de fırsattan istifade hiçbir öpücüğünü kaçırmayıp hepsini takdir ettim. Bebek oyuncaklarına saldırdığında bile “anneee” diye bana sesleniyor, abilere yaptığı gibi elinden çekip almaya, bebeğe vurmaya kalkışmıyordu. Ben de “oğlum o daha bebek olduğu için anlamıyor, ver oynasın da ağlamasın” dediğim de, hemen verdi. Hem de her seferinde! Tekrar diyorum, hadi inşaAllah
Montunu kendi kendine giymeyi bile öğrendi(tamam, fermuarı çekemiyor henüz ama olsun:) ), evde canı sıkılınca montunu istiyor benden. Montu giyiyor, şapka ve atkıyı takıyor, “anne, ben bakkala gidiyorum” diyor, ne yapacaksın oğlum diyorum, “mama al gel” diyor. Bir de dönüp yüzüme üç kağıtçı bir gülümsemeyle “anneyi bırakıp gidiyorum” diyor velet:) Burada da çaresiz annenin arada bir sığındığı “bak seni bırakıp giderim” tehditinin etkisini görüyoruz.
Algılaları daha da gelişip, kapasitesi arttıkça insanı hem mutlu ediyor, hem şaşırtıyor. Böylece annenin de fazla canı sıkılmıyor, onunla yemek yiyor, oyun oynuyor, kitap okuyor, muhabbet ediyoruz. Babası gelince de gün içinde yaptıklarını bir bir anlatıyor, tabi bazen uydurmaca eklemeler yaparak.
Şaşırtan cümle ve kelimeler kullanıyor. Son birkaç haftadır her söylediğimiz kelimeyi tekrar etmesine alışmıştık ama bu sadece bir ses taklidi gibi geliyordu bana. Şimdi öyle gelmiyor, çünkü gayet bilinçli olarak kelimeleri cümlenin içinde kullanıyor, düşünerek konuşuyor, sorduğumuza cevap veriyor. Benim gündüz okuduğum hikaye kitabını açıp, akşam kendi kendine okuyor resimlere bakarak aklında kaldığı kadarıyla.(bazen de şekillerden uydurarak). Bunu ayrı bir yazı konusu yapmayı planlıyordum ama yeri gelmişken araya sokuşturdum işte. Oyuncak bir telefon almıştım, bizimki düzgün oynamaktan ziyade kırıp parçalamaya meraklıdır azıcık. Düzgün oynamazsan bir daha oyuncakalmam dedim, “adam gibi oyna?” dedi bana velet:) Kendi kendime amma güldüm, Seyyaf’ın bu lafı demesine değil ama, kendi komikliğime. Oyuncaklarla çocuklar oynar değil miydi, adam gibi oynamak nereden çıktı:) “Demek ki” ve “acaba” kelimelerine taktı bu ara. Sanırım ilk söylediğinde benim şaşkın ve sevinçli tepki vermem hoşuna gitti, devam ettiriyor. Ahşap puzzle arabasını takmaya çalışıyordu, parça uygun yere gelmeyince “demek ki öyle değil” dedi, oyuncaklarını bulamayınca da “acaba neyde?” diyor. Geçen gün “sen benim sözümü dinlemediğin için istediğin şeyi açmayacağım” dedim.” Dinledim anne, getirdim bardağı” dedi, hönk diye kaldım:) Böyle karşılıklı düşünerek konuşmak, diyalog kurmak ne kadar zevkliymiş. Darısı olmayanların başına:)
Ne Yorum Yapmışsınız?