Dayak Cennetten Çıkma mı?
Uzun zaman önce okuduğum Adem Güneş’in Çocukluk Sırrı isimli kitabında yazar dayak ve ceza yöntemlerine şiddetle karşı olduğunu, çocuk yetiştirirken bunlara başvurulmaması gerektiğini anlatıyordu. Bir çocuğu eğitirken-yazara göre “terbiye ederken”- bu tarz şeylerden uzak durulması gerektiği, sevgi ilgi fasa fisolarla her şeyin üstesinden gelinebileceğini anlatmış. Malum yazarımız Anadolu Pedagojisi’ni savunduğundan, batının uygulamalarından uzak durmamız gerektiğinden dem vuruyor, Yunus Emre’den, Mevlana’dan alıntılar yapıp sevgi pıtırcığı yapımızı anlatıyor. Katılıyor muyum, hayır! Neden? Çok şiddet yanlısı ve çocuğu dayakla cezayla terbiye etmeye meraklı olduğum için mi? Değil tabi ki! Öyleyse? Yazarın bu yorumlarını abartılı bulduğum, kendimce onun tezlerini dinen de çürütebildiğim ve farklı bir bakış açısıyla olaya bakabildiğim için.
Dayak/dövmek ve vurmak arasında uçurum var bir kere. Ben Seyyaf’a vuruyorum mesela çok sinirlenip kendimi kaybettiğimde. Hee iyi mi yapıyorum? Tabi ki hayır, keşke hiç vurmasam.Ama 7/24 bir veletle-hele ki sözkonusu Seyyaf burda:)- vakit geçirip de sinirlerin laçkalaşmaması, şöyle iki şaplak indirmemek epey güç geliyor bazen insana. Eee bir de hamilelik var, hormonlar aldı başını gitti. Evet, bir iki şaplak da olsa vurmamak en iyisi ama dayak değildir bu. Dayak çocuğu “eşek sudan gelene kadar dövmektir” bana kalırsa. İşte yanlış olan budur. Çocuk Yetiştirme Sanatı’nda Dr. Green diyordu ki eğer çocuğa gereken ilgi, sevgi ve şefkati verebiliyorsanız anne-baba olarak, bu tarz yanlış uygulamalarınız da onun ruh dünyasında bir bozukluğa yol açmaz. Bakıyorum, bizim oğlan anne-babasını çok seviyor, hem sevdiğini söyleyip hem gelip öpüyor. Bir sorun gözükmüyror. Oysa “dayak” atan ebeyvenlerden olsak, çocuk pısacak ya da daha asi olacak ve anne-babaya da her fırsatta sarılmayacak. Öylelerini de gördüm çünkü. Bu kısım, yazarla bizim bakış açılarımızın farklı oluşundan ileri geliyor. Kelimelere ve uygulamalara farklı anlam yüklüyoruz yazarla demek ki.
Sürekli dini vurgular yapması var yazarın bir de, İslam’da böyle şeylerin hoş görülmediği, dinimizin sevgi dini olduğu filan gibi. Doğrudur, sevgi-saygıya çok önem veren bir dinimiz vardır ama bizim dinimiz ölçülü bir dindir. Sana birisi vurduğunda ne öbür yanağını çevirirsin, ne de sen bana bir vurdun ben sana iki dersin. Kısas yaparsın, bir vurana bir de sen! Dini örnekleri bu kadar yaygınca kullanıyorsa o zaman şu mealdeki ayet ve hadislerden de haberdar olması gerekir:
“Ev halkınızı terbiye etmek için bastonunuzu onların göreceği yere asın!” (Taberani)
“Çocuk yedi yaşına geldiğinde namazı emredin, on yaşına geldiğinde namaz kılmazsa dövün!”(Ebu Davud, Tirmizi, İbni Mace)
“Serkeşlik etmelerinden endişelendiğiniz kadınlara öğüt verin, kendilerini yataklarında yalnız bırakın, (yine uslanmazlarsa) dövün, sizi itaat ederlerse aleyhlerinde bir yol aramayın. Muhakkak ki Allah; Aliyy ve Kebir olandır.” (Nisa/34)
Bu ayet ve hadisleri yazarın bilmediğini kabul ediyorum. Kastımın asla “bu hadis ve ayetlerin arkasına sığınarak çocukları dövmek, eşleri dövmek” olmadığını söylememe gerek yok sanırım. Hayatında bir kez olsun çocuklara, kadınlara el kaldırmamış bir Peygamber’in söylediği sözden bu manayı çıkartmak olmaz elbette. Burada kasıt korkutma maksadı olması. Şeriatta vurmanın bile bir ölçüsü vardır.Asla yüze vurulmaz mesela, Allah Rasulu(s.a.v.) yasaklamıştır. Elini çok yükseklere kaldırıp bütün şiddetiyle vurmak ve sopa, oklava vs şeylerle dövmek de caiz sayılmaz.
Ben dayağa çok karşı bir insanım, nefret ederim dayaktan. Hele ki aciz küçücük çocukların dövülmesinden. Çocukları dayakla terbiye ettiğini sanan, sadece çocuğun pısırıklaşmasına ve kendine güvenini yitirmesine sebep olan ebeveynlere de çok kızarım. Dayak cennetten çıkma değildir, geçen gün bir yerde dinlemiştim “dayak cennetten çıkarılma” diyor, çıkma değil. İyi bir şey değil ki cennetten çıkarılmış, kovulmuş:) İnsan bazen sinirlerine hakim olamaz, bir anda patlayıverir ve bu patlamayla bir tane de patlatıverir. Ama bu, bu kadardır. Ali Çankırılı’nn dediği gibi, “dayak bir terbiye yöntemi değildir. anne-baba sadece o anda üzerindeki negatif enerjiyi boşaltıverir.Siz dayak attınız diye, çocuk yaptığından vazgeçmez.Sınırlarını zorlar, ortalık yatışınca yine başlar bildiğini okumaya“. Zaten çocuğun üzerinde etkili olabilmesi için ciddi bir dayak atmak gerekiyor, öyle bir iki şaplakla yola gelinmiyor.
Çocuklarına bu şekilde davranan anneler elbette var, eğer rastgelip bu yazıyı okurlarsa onlara şunu söylemek isterim: Allah’ın size gönderdiği emanete hıyanet ederseniz, size muhtaç aciz konumdaki bu çocuklara böyle davranırsanız, yarın ahirette nasıl hesabını vereceksiniz bir kere bunu düşünün…
(Ceza ile ilgili yazara katılmadığım kısımları ve diğer kitaplardan ceza ile ilgili derlediğim bilgileri ceza başlığıyla ayrıca yazacağım inşaAllah)
Kategorilerimiz Yenilendi
Sizlere daha iyi hizmet verebilmek adına sağ köşede bulunan “kategorilerimiz” kısmını güncelledim. Baktım da, blog açıldığından beri o kadar çok şey paylaşmışım ki siteyi sonradan bulan birisinin o yazıları okuma ihtimali neredeyse sıfır oluyor. Yani bu, kitaplardan derlediğim, tecrübeyle sabitlediğim, etrafımda gördüğüm ve bu sebeple paylaştığım bilgiler eski sayfalar arasında yitip gidiyor. Bunun önüne geçebilmek için çok geniş üst başlıklar halinde olan kategorileri daralttım. Birkaç gün daha bu işleme devam edeceğim sanırım. 288 tane yazı yazdığım halde, on tane bile kategori oluşturmamışım meğer. Fark ettim de çok büyük bir eksiklik:)
Dediğim gibi ilerleyen günlerde devam edeceğim, şimdilik idare ediverin:) birbirimizden daha çok faydalanabilmemiz için bütün çabalara değer:)
Fotoğraflarla Seyyaf
Uzun zamandır Seyyaf’ın resimlerini koymuyorum. Bunun nedeni eskisi gibi fotoğraf çekmeye kalktığımda makineye ya da telefona saldırması değil, aksine şimdi poz verip “anne, çek” diyor kereta. Ama bu kez de çektiklerimi bilgisayara yüklemeye çok üşeniyorum. Eskiden ne kadar çok kızardım bu makinesi olan arkadaşlarıma. Resim çekilirdik, üzerinden bir yıl geçmeden o resimler elimize geçmezdi. Merak da ederdik hani nasıl çıktık acaba diye. Hakikaten tembellik ediyormuş insan.
Neyse efem, fazla uzatmayayım. Bilhassa teyzesinin Seyyaf’ın daha çok resmini görme arzusunu yerine getirmek için ekliyorum bunları. İşte oğluşumun son birkaç ayı:
Karın çok yağdığı dönem çekmiştim bunu. Karla tanışsın diye parka çıkarmıştım, elinde eldiven olmadığı için pek kara dokunmadı. “anne soğuk” dedi. Ayrıca atkıyı zorla takardık, o gün ben resim çekmek için açtığımda bile kapatmaya çalıştı hemen “üşüdüm” diyerek.

Anlaşılan çocuk kitapları bizim oğlanı kesmemiş, annesinin kitaplarına dadanmış.Bir güzel de sahiplenmiş kitabımı:)
Resimde de görüldüğü gibi yine oyuncaklar yerli yerinde duruyor, bizim oğlan kitaplarına gömülmüş vaziyette. Bir de kitap okutturması var ki eve her geleni esir alıyor. Geçen gün babası bir tane okudu, baktı Seyyaf odasına doğru koşuyor. Eyvah, şimdi bütün kitaplarını toplar gelir diyerek hemen olay yerini terk etti:)
Oyunparkı-beşiğini kırınca bizim oğlan, dedesi-anneannesi ittifakla bir baza aldılar. 10 sene yatar artık. Yeni alındığı için henüz bir nevresim takımı bile yok oğlumun. Uyduruktan bir çarşaf atıverdik. Bizim oğlan 83 cm baza da 2 metreye yakın olunca ortaya böyle bir görüntü çıktı:) Bu arada üzerindeki uyku tulumu da yeni, 2 yaş için almıştık. Bu başlı başına yazı konusu olur herhalde, yani uyku tulumunun ne kadar gerekli bir şey olduğu. Kesinlikle herkese tavsiye ediyorum, geçen sene de kullanmıştık.
Çamaşırları çıkarırken, asarken ve katlarken çok yardımcı olur benim oğlum. Bu da o esnada babasının atkı ve şapkasını ele geçirdiği andan bir kare. Çok da yakışıklı oldu:)
Ve son olarak, böyle temizliğe can kurban değil mi! Ben cam siliyorum, o da anneannesiyle bana eşlik ediyor. Zaten evde bizim yapıp da onun atlamadığı bir iş var mı diye sorulursa, kesinlikle YOK derim.
7.Gün: Başa Dönüyoruz Sandım! :(
Baştan uyarayım, demedi demeyin. Bol çişli-kakalı bir yazıdır, malum tuvalet eğitimini konu edinmektedir. Sonra demedi demeyin ![]()
Her şey ikindi vaktine kadar gayet güzel gidiyordu, sonrasında neler olduysa oldu. Anlam veremediğim bir biçimde bizim oğlan altına kaçırmaya-yok buna kaçırma denmez, bildiğin altına işemeye başladı. Babası işten gelene kadar 3 kez oldu bu. Hadi birisi kakayla geldi, zorlanırken kaçırıverdi çocuk(kaka mevzusunu atlatamadık henüz çünkü). Diğer ikisine ne demeli! Babası geldiğinde ben o gergin, bağırtlak halimi takınıvermiştim bile çoktan, öyle ya, 4.günü akşamından beri söyleyen çocuk, 7.gün altına işerse, hem de bunu bir kere değil üç kere yaparsa anne çıldırmaz mı?
Babası “ne bekliyorsun? Fazla abartmıyor musun? hemen bir haftada her şey bitecek ve alışmış olacak mı sanıyorsun?” dedi. Aslında böyle değildi mevzu, ama o güne kadar olmayınca çabuk alışmıştım ve bu böyle gidecek sanıyordum. Bir şeyler ters gidecek diye ödüm kopuyordu. Millete telefonda bile söylemezken, blogda bar bar bağırır, car car yazarsan olacağı bu dedim kendi kendime. Sen kendi nazarını kendin değdirdin çocuğa. Bu fikre alışmak bile istemiyordum, ne yani başa mı dönmüştük!
Babası bir fikir yürüttü sonra, hani kakasını yapmadığı için bir gün boyunca, belki kakası geliyordur, zorladığı zamanda çişini kaçırıyordur diye. 4. kez altına kaçırdığında yanı başındaydık. Fark ettim evet, çocuk ıkınıyor ve ıkınmasıyla birlikte -ah o katı kakalar!- sadece çişi geliyordu. Bir nebze olsun bu fikir beni rahatlatmıştı derken, uyumadan önce iki kere lazımlığına yaptı. Kendisi söylemedi evet ama ben götürene kadar altına kaçırmadı, götürdüğümde de yaptı.
Bugün de öğle uykusuna yattı ve bu saate kadar fire vermedik çok şükür. Ama sürekli takip diyorum hala, bir kere kendi söyledi, diğelerinde ben yakaladım. Biraz lazımlığa oturmaya nazlanıyor bugün, daha gelmedi deyip reddediyor. Bakalım, inşaAllah bir sorun çıkmadan, geri dönüş olmadan bu iş de biter.
Bu arada güzel bir haber: Bu, son yazımız olacak çiş-kaka muhabbeti üzerine:) Tarihe not düşmek isteyeceğim bir durum yaşamadığımız müddetçe, yedinci günden sonra tuvalet eğitiminde ne durumdayız yazısı gelmeyecek. Artık sıradaki konulara geçebiliriz
6.Gün: Çok İyi Gidiyoruz! :)
Baştan uyarayım, demedi demeyin. Bol çişli-kakalı bir yazıdır, malum tuvalet eğitimini konu edinmektedir. Sonra demedi demeyin ![]()
Hani insanın en çok kendi kendine nazarı değer ya, valla bloga böyle rahatça yazıyorum ama, millete aynı rahatlıkla söyleyemiyorum. Korkuyorum nazar değecek de bir şeyler ters gidecek diye. Aman bol bol Felak-Nas okuyalım:)
Evet, altıncı günümüzü de bitirdik çok şükür. Her an tetikte olmaya devam etsem de, ben de artık olaya sıradan gözüyle bakmaya başladım. Çocuk hala çişini yaptığında hemen kalkıp “aaaa anne bak, çiş yaptım” diye seviniyor, ben o tepki verene kadar olayı abartmayı, tebrik etmeyi unutuyorum. O öyle sevinç çığlıkları atınca ben de ona eşlik ediyorum:) Pazar günü olup da havada güzel olunca, gezmek ne de güzel olurdu. Ama hep duyduğum şey, çocuğu tuvalete alıştırırken 15 gün bir yere gitmeyecek, misafir almayacaksın. Babasıyla oturup senaryolar yazıyoruz. Seyyaf öğle uykusundan kalkınca gezmeye gidelim. Bez taksam ters teper mi, hazır ne güzel söylemeye başlamışken? Çocuk çişim geldi derse, altında bez var oğlum yapıver mi diyeceğim? Yok, bez takmadan çıksak, söylemez de altına kaçırırsa ne yaparsın, ya söylerse ortalık yerde ne yaparız? En iyisi bütün alıştırma külotlarını, eşofmanlarını alalım, değiştiririz. Bir de pet şişe alalım, söylerse yaptırırız. Evdeki gibi söylemez de tutarsa, bir saatte bir ben şişeye işemesini söylerim:)
Bu kadar senaryodan sonra ne yaptık dersiniz? Tabi ki arabamız olmadığı için, otobüslerle de bu risk alınamayacağı için sadece markete gidip evin eksiklerini aldık. O bir saat içinde bile gözüm sürekli oğlandaydı. Evin eksiklerini bile unuttum markette, sahi ne alacaktık:) Aman çocuğun eli poposuna mı gitti? Gene sünnet olmuş çocuk gibi yürümeye başladı, yaptı mı yoksa? Arada soruyorum çişin var mı diye ama içimden dua ediyorum cevap evet olmasın diye. Marketin orta yerinde nasıl işetirim çocuğu şişeye:) Abartmışız, e tabi daha altıncı gün olunca insan abartıyor.Emin olamıyorsun ki bu iş tamam mı değil mi diye. Ama sağolsun oğlum eve gelene kadar tuttu, eve gelince de tuvalete gidip çişini yaptı. Ve bütün gün bu şekilde geçti, kaka yolu gözledik ama kendileri teşrif etmediler:) O yüzden bugün(yedinci gününde) daha bir tetikteyim. Yani sonuç olarak epey iyi ilerliyoruz
Bu kaka-çiş muhabbeti çok uzadı, daha kaç gün daha devam edecek derseniz bitecek bir ara söz, ama ne zaman bilemiyorum
5.Gün: Fire Yok! :)
Baştan uyarayım, demedi demeyin. Bol çişli-kakalı bir yazıdır, malum tuvalet eğitimini konu edinmektedir. Sonra demedi demeyin ![]()
Allah’a ne kadar hamd etsem az, “her zorlukla birlikte bir kolaylığın da olduğunu” müjdeleyen Allah, benim bu zor geçen hamileliğimde büyük bir kolaylık lutfetti.Ama ben “insan aceleden yaratılmıştır” ayeti gereği daha üçüncü günden bu iş böyle mi olacak, bana çok ütopik görünüyor demeye başlamıştım bile. Şimdi geldiğimiz nokta mı? Başlıktan anlaşıldığı üzere beşinci günümüzde epey bir yol kat ettik.
5.gün sabahtan itibaren çoğu zaman bir saatte bir ben tuvalete götürüp çiş yapmasını bekledim ve her oturduğunda yaptı. Kendisi bütün gün sadece bir kere söyledi “anne çiş” diye. Onun haricinde hep benim takibimle oldu. Her oturduğunda yapmasından da kas koordinasyonunu sağlamaya başladığını fark ettim. Çünkü sabah yaklaşık 3 saat tuttu ki bu ilk defa oluyor. İlk gün bir saati bile bulmuyordu neredeyse. Yani birkaç gün daha takip edip sonrasında parka çıkarabilirim artık:) Çişte sorun yaşamadık ama kakada küçük bir problemimiz oldu. Çocuğun söylemesiyle tuvalete gittiğimiz zaman arasında olan olmuştu. Ama sanırım oğlanın suçu yok, kakanın suçu var:) Biraz üşütmüş olacak ki kakanın da cinsi değişmiş, çocuk yetişemedi muhtemelen tuvalete. Yani ne diyoruz: Yaşasın biraz katı kakalar:)
Epey iyi ilerliyoruz çok şükür.Bugün itibariyle altıncı günümüzdeyiz ve bu saate kadar da henüz fire vermedik. Ama yine de anne tetikte ve çiş-kaka yolu gözlemekte. Her an her şey olabilir. Heee bir de bu yazıyı okuyunca bir “maşaAllah” çekiverin lütfen
Bu arada bloga yazmayı düşündüğüm bir sürü konu(çocuklarla çatşmadan kaçınma yolu:seçenek sunmak, bebekler neden anne karnında hareket eder vs) ve bekleyen bir kitap özetim vardı ama Seyyaf Bey gündemi çiş-kakasıyla meşgul etmeye devam ediyor, sanırım birkaç gün daha edecek:)
4.Gün : Tutturduk! :)
Baştan uyarayım, demedi demeyin. Bol çişli-kakalı bir yazıdır, malum tuvalet eğitimini konu edinmektedir. Sonra demedi demeyin ![]()
Bugün Seyyaf’ın tuvalet muhabbetinde 4.günümüzdü. Sabah kahvaltısından sonra rutinidir diyerek kaka yolu gözlemeye başladım, 2 kez çiş yaptı ama kakadan eser yoktu. Öğle uykusuna yatırmak için sütünü içiriyordum, tipi değişti. “kaka mı var oğlum?” Net bir cevap yok. Çocuk da haklı, var gibi olup da yok olan kakalardan belli ki:) Geldi sanıyor çocuk anne çişş diyor, koşuyoruz tık yok. Velet bizimle oyun oynuyor sandım ama değilmiş. Sütü bittikten sonra anne çiş dedi yine oturduk. Çok az çiş yaptı, o bir damlalık çişi kaç dakika övdüm biliyor musunuz
Babasına söyledi arayıp “ben çiş yaptım” diye. Ama ben hala tetikteyim, Seyyaf’ın kast ettiği çiş bu olamaz. Birkaç dakika sonra “anne, kaka” diye geldi. Hemen koştuk yine(zaten banyoya en hızlı koşan kişi ödülünü alacağım yakında, iyi ki kocaman koridoru olan bir evimiz yok.). Zorlanıyor çocuk, belli ki var ama yapamıyor. Acaba diyorum lazımlık diye mi zorlanıyor. Yok, ondan değil, kakanın katı cinsinden:) O kalkmak istiyor, ben oturtuyorum. Çocuk oturarak yapmadığı için herhalde “anne, kaka daha vay(r)” diyor ama buna rağmen sürekli ayağa kalkıyor. Derken ikna ettim, oturdu. Kızardı, bozardı derken “anne, kaka yaptm!” dedi sevinçle. Eeee birkaç damla çişi dakikalarca öven ben, koca kakayı kaç saat övdüm dersiniz:) Bizim oğlan öyle mutlu oldu ki, öyle düşündüğüm gibi kakadan korkmadı da. Sadece hemen temizlememi istedi, e malum titiz oğlan, biraz da takıntılı:)
Hemen anneaneyi arayıp anlattık, babası da akşam sana çubuk alacağım dedi. Oğlan demiştir, “bu kadar sevineceğinizi bilseydim, daha önce yapardım. Hani bu iğrenç değil miydi!” diye:) Sonra ellerini yıkamak için lavaboya tırmandı, abdest aldı, seccadesini serip namazını kıldı ve öğle uykusuna yattı.
Velhasıl bu bana öyle umut oldu ki, en azından doğru yoldayım galiba diye düşündüm. Go on:)
Biri Bana Desin ki…
Seyyaf’ın tuvalet eğitimi muhabbetinde bugün üçüncü gün bitti, ben de bittim! Yok anacığım, hamile halde hiç çekilmiyor, stres topu gibiyim resmen evde. He bir de bahar temizliğine başlamayayım mı! Ne baharı, ne çabuk baharı getirdin, daha şubat bitmedi, iyi ki cemre havaya düştü, sen de hemen havaya girmişsin diyenler için de hatırlatayım, 31.haftasında bir hamiş olarak ve gittikçe her gün daha ağırlaşan biri olarak olaya bir an önce el atmam lazımdı. Oysa benim de niyetim doğuma yakın temizlik yapıp, pırıl pırıl eve bebeği getirmekti ama bu ağırlık gittikçe artarsa, evin hali de içler acısı olacaktı. Neyse efenim uzatmayayım. Yani bir taraftan temizlik işleri ile uğraşıp, diğer taraftan Seyyaf’ın çişiyle kakasıyla uğraşınca bana “geldiler!”. Her seferinde çişini yaptıktan sonra “annem çişim geldi” cümlesini kuran çocuğa tahammül etmek zor. Bir de ters bir etki yapmasın diye çaktırmıyorum güya, hiç kızmak sinirlenmek yok ya hani, bu kez de her şeye kızar oluyorum. Yani orada atamadığım siniri başka şeylere yönlendiriyorum; çocuk gak dese bağırıyorum guk dese bağırıyorum. Arada bir kendime gelip “rahatla biraz geçecek” diyorum ama kendim bile inanmıyorum, yani tabir-i caizse “yemiyorum!”.
Anneannesine dedim ki bugün: “Bu iş böyle mi olur gerçekten, doğru yolda mıyım? Hani biri bana desin ki evet, doğru yoldasın, bu iş böyle olur, bizde böyle yaptık ve bir kaç zaman sonra(ne kadar olduğu çocuğa göre değişir) tuvaletini küloduna işemeden söyleyecek” Anneannesi: “Tabi böyle oluyor kızım, ya nasıl olacak! Zamanla o da geldiğini fark etmeye başlayacak ve işemeden söyleyecek, illa ki birazını da kaçırır ama en azından fark eder ve tuvalete oturtacak zamanın olur”. O dedi, dedi de ben size sesleniyorum ey şu an bu yazıyı okuyan ve çocuğuna tuvalet alışkanlığı kazandırmış anneler: Doğru yolda mıyım? Her seferinde çişini yaptıktan saniyeler sonra anne çiş diye yanıma gelen bu velet, geldiğini fark etmeye başlayacak mı? Benim uygulamam şu: Yaklaşık bir saatte bir çiş yaptığını ve her yemeğin arkasından az da olsa kaka yaptığını fark ettim. Artık sürekli çiş var mı diye sormuyorum, biraz zaman geçince lazımlığa oturtup, hadi çiş yap bakalım diyorum, ses efekti eklemeyi de unutmuyorum: “çişşşşşşşş” Ama yok, o an tık yok. Kalkıyoruz, birkaç dakika sonra anne çişş diye koşuyor. Hani bu da saniyelik bir iş. Bazen bir saat sonra, bazen 55 dakika sonra bazen 65. Nasıl olacak bu iş? Böyle böyle derken alışacak mı? Tahmini kaç gün sürer bilemiyorum, daha üç gün oldu çok sabırsız olduğumu da biliyorum. Ama doğru yaptığımdan emin olsam, sabretmek çok daha kolay olacak eminim.
Ne dersiniz? (yorumlarda uzun uzun kendi uygulamalarınızı anlatsanız da olur valla, hatta daha makbule geçer
)
Sonunda Bu da Olunca…
Baştan uyarayım, demedi demeyin. Bol çişli-kakalı bir yazıdır, malum tuvalet eğitimini konu edinmektedir. Sonra demedi demeyin
Seyyaf’a tuvalet alışkanlığı edindirmem gerektiğine kanaat getirmiş en son. Sadece yaş icabı değil, iki numaranın aramıza katılacak olduğu zaman diliminde bunun zor olacağı, yazdan sonra tekrar kış geleceği ve bizim veledin üç yaşında olacağı gibi gerekçeler etkiliydi bu kararımda. Bir gün deneme fırsatım oldu, ertesi gün Seyyaf hastalanınca bırakmak zorunda kaldım. İyileşince de bir türlü gözüm yemedi başlamayı.Çünkü hakikaten sabır işiydi bu, o bir gün bana beni nelerin beklediğini göstermişti.
Hastalıktan sonra malesef kakasını söyleyen oğlum artık kaçar olmuştu. Kakasını yaptığını fark ediyorum, “kaka var mı” diyorum, “yok” deyip kaçıyor.Bez değiştirilmesinden nefret ediyordu. Eyvah diyordum tam, hani tuvalet eğitimine başlayacaktık! Oysa bu çocuk kakasından rahatsız olup bezini bile çıkarttırmak istemiyor. Yok ama, öyle değilmiş, sonra ne yaptı Seyyaf anlatayım:
Evde misafirlerim var, muhabbet ediyoruz. “Anne, çiş yaptım” dedi elinde bezini sallandırarak.Belden aşağı soyunmuş, bezini de çıkartmış gelmiş. Bakıyorum bezde kalıntılar var ama görüntüde hiçbir şey yok. Korkarak koridor boyunca Seyyaf’ın odasına doğru yerde o malum şeyi arayarak ilerledim.Odasının ortasında kendisiyle karşılaştık, halının üzerinde bekliyordu. Hemen temizlik işlemlerine girişip, sözüm ona oğlanı tembihledim: “Bir daha kakan geldiğinde bana söyle, bezini çıkartma”. El-cevap: “Tamam anne”. Peki tamam mı gerçekten? Hayır elbette. Ertesi gün de aynı hareketi yaptı velet, biraz rahatsızdım, uyukluyor vaziyette yatıyordum:”Anne, kalk kaka yaptım” sesi kendime getirdi beni. Ve yine belden aşağısı çıplak vaziyette bizim oğlan. Allah’tan bu sefer o malum şey durması gereken yerde-bezin içindeydi. “Anne bak, iğyençç” demez mi bir de velet! Hani anlaşmıştık oğlum, bana söyleyecektin, ben değiştirecektim bezini.
Yok, baktık bu böyle olmayacak. Çıkarıp çıkarıp geliyor bezini, zaten ha bugün ha yarın başlamayacak mıydım, al sana başlaman için bir sebep. Yani anlayacağınız mecburen başlamış bulunduk tuvalet eğitimine. Bugün ikinci günümüz. Bu zamana kadar nasıl mı geçti?
1.Gün: Seyyaf efendi öğle uykusuna yatana kadar hiç çiş yapmadı. Anneannesi bez olmadığı için kendini mi sıkıyor acaba diye şüphelense de, ben pek ihtimal vermedim. Nihayetinde henüz 2 yaşında ve erkek çocuk. Kas koordinasyonunu sağlayamıyor ki, çişinin gelip gelmediğini bile anlamıyor. Öğleden sonra ben de o da psikopata bağladık artık: “çiş var mı oğlum” cümlesini kaç kere sorduğumu bilemiyorum. Bazen aradan uzun zaman geçti, gelmiştir belki diye lazımlığa oturtuyorum. Bekliyor, sırıtıyor, anne çiş yaptım deyip gülüyor, sonra da yok deyip kalkıyor. Banyodan çıktıktan sonra bir dakika bile geçmiyor ki anne çiş diye koşarak geliyor. Söylemesi tecrübeli annelerin tahmin edeceği üzere çiş yaptıktan sonraki zaman dilimine tekabül ediyor malesef. Hakikaten çok sabır isteyen bir iş, stres topu gibiyim. Bir de pedagojiden az çok anlıyoruz ya, aman ters etki yapmasın diye hiç çaktırmıyorum, içimden neler neler geçiyor ah ah! Anneannesi “ne bekliyordun? Bezi çıkarınca hemen anne çişim geldi diye söylemesini mi? Bu iş böyle, dua et de çok uzun sürmesin” diye beni teskin ediyor. Bana o kadar ütopik geliyor ki tuvalet alışkanlığını kazanma olayı. Her seferinde yaptıktan sonra söylüyor, biz de alıştırma çamaşırını değiştirip, telkinlerde bulunuyoruz. eee sonra?
İkindi namazını kılmak için abdest alıyordum, o arada onu da lazımlığa oturttum ki belki bir şeyler olur. Umut fakirin ekmeği, umar ha umar umar:) Yok, olmadı; ben namaza başladım(dün kıldığım namazlardan bile bir şey anladım aklım Seyyaf’ın çişinde, kakasında olunca). Seyyaf’ın tuvalete doğru koştuğunu fark ettim, içimden “aha! Galiba çişi geldi ve tuvalete yapıyor” diye geçiriyorum. (Evet, namazda geçiriyorum bunları içimden, gülme komşuna gelir başına!) Namazı bitirip doğruca banyoya koştum, “anne bak, çiş yaptım” dedi. bir sevinç bende bir sevinç, aman ya Rabbi! Lazımlığa baktım bir damla bile yok! Bizimki her zamanki gibi alıştırma küloduna yapmış, hemen akabinde de çiş yapıyorum diye lazımlığa oturmuş. Olacak değil mi, biri bana olacak desin!
2. Gün: Yani bugün, öğle uykusunda şu anda velet. Bu zamana kadar şöyle gelişti olay. Bakkala gitmem gerektiği için sabah uyandığında bezini çıkartmadım. Gelince de yemek muhabbetinden unuttum. Bizim oğlan her kahvaltı sonrası mutlaka kakasını yapar. Birden koşarak odadan çıktı ve kapıyı arkasından kapattı. Ben çaktım mevzuyu: Kaka yapmaya gidiyor.(son bir kaç gündür böyle yapıyordu ara ara çünkü). Peşinden koştum, tipi değişmiş. -Ne yapıyorsun oğlum? -Kaka, git! -Tamam gidiyorum. Al işte sana acemi annenin yanlış uygulaması. Anneannesine kaka yapmaya gitmiş, doğru tahmin etmişim deyince, koşarak peşinden gidip hemen lazımlığa oturttu. Ama iş işten geçmişti. Zaten o arada yapmıştı velet, lazımlığa minicik bir parça sürülmüş, biz nasıl göklere çıkarıyoruz. Seyyaf da gülerek “anne, bak çiş yaptım” diyor. Aman da aman, benim oğlum kakasını buraya mı yapmış, ne güzel yapmış! İşte yolda görsen miden bulanır kenara bir yere kusarsın, çocuğun yapınca altın kıymetinde oluyor bir anda. Anne olmayan birisi okuyorsa, şoktadır eminim
Neden yanlış uygulama yapmışım onu da söyleyeyim. Annem dedi ki, eğer kaka yaptığını fark edersen, heemen oturt lazımlığa, öyle peşinden gidip kaka mı yapıyorsun oğlum, iyi ben bakmıyorum yapma! Acemilik işte, ben de öğreneceğim.
Çok uzun sürmez inşaAllah, bir an önce alışsın, mesela bir hafta içinde filan:) İki numara gelmeden iyice oturmuş olsun ve iki numara gelince, o bezleniyor diye özenip yeniden başlamasın. Amin, amin, amin…
Seyyaf’la Diyalog Kuruyoruz
-Oğlum balkon kapısını kapat, ben üşüyorum.
-I-ıh!
-Ama üşürsem hasta olurum.
-ı-ıh!
-Ama ben hasta olursam sana kim bakacak?
-Kendim!
…
Teyzesine para gönderelim diye dedesi para verdi akşam. Bizimki parayı görünce atladı tabi, güç bela ikna ettik cebine koyması için. İki sebep vardı paraları almasını istemememiz için. Birincisi para bu leş gibi bir şey, çocuğa vermeyi istemeyiz, hele ki bir süre sonra onları ağzına sokmaya çalışan Seyyaf’a. İkincisi de paralar 100′lük:) Şimdi yırtar mırtar neme lazım:) Derken cebinden bir şekilde çaktrmadan dedesi aldı. Sonra bizimki cebinde para olmadığını fark edince kaybettiğini düşünüp, oyuna devam etti. Ertesi sabah babasına anlatıyor:
-Ayşe abba paya kaybettim. Göndey(r)?
-Aaa oğlum, niye kaybettin parasını teyzenin? Ne göndereceğiz şimdi teyzene,parasız mı kalacak?
-Başka paya göndey!
…
Oyuncak kavgası başlıyor bir ara, kendisinden küçük olan çocuğa uyarıda bulunuyor bizim velet:
-Adam gibi otuy(r)!
…
Anneanneye götürmem lazım, bırakıp doktora gideceğim iki numara için. Öncesinden hazırlık yapıyorum ki kapıdan bırakıp dönerken peşime ağlamasın.
-Oğlum ben doktora, sen anneye gideceksin.
-Boğazın acıyo?
Yolda giderken de şöyle bir cümle kuruyor bir taraftan hızlıca yürüyüp beni çekiştirerek:
-Geç kaldık, hadi!
…
Sabah uyanınca genelde aç olduğu için yumurta haşlamamı ister, beni yataktan zorla kaldırır. Bu sabah dün de süt içmeden yattığı için, her zamankinden daha aç olduğunu düşünmüştüm.
-Oğlum hadi yumurtanı haşlayalım.
-ı-ıh!
-Karnın acıkmıştır ama senin.
-ı-ıh! Doydum. Bak kay(r)nım, balkon:)
…
Buna benzer o kadar çok diyalog geçiyor ki aramızda, son birkaç haftadır upuzun cümle kurma, söylenene mantıklı cevaplar verme, karşılıklı diyalog kurma konusunda kendini epeyce geliştirdi bizim oğlan. Biz şoktayız tabi. Bir zamanlar iki gözüyle aynı noktaya bile bakamayan bu velet, büyümüş de çatır çatır konuşur laf yetiştirir olmuş. Ve babasının tabiriyle “Yeni konuşmaya başlayınca çok sevimli oluyorlar da sonra hiç susmadıklarında çekilmiyor”. Şimdiden bazen “biraz sus be oğlum!” dediğim oluyor.
Artık üçüncü tekil şahıstan çıktık. Kendisiyle ilgili fiil ve isimlere iyelik getirmeye başladı. “Kaybettim, geldim, benim kitabım” gibi. Sen kavramına geçemedik henüz, “ben mi yapayım sen mi” diye sorunca “anne” diye cevap veriyor, sen diyemiyor. Birinci çoğul şahısla da aramız çok iyi. Anneanneyi esir alıp evin bütün camlarından baktırırken “annanne, bakalım camdan!” diyor. Süt içelim,oturalım vs. Olumsuzluk bildiren ifadelerde de cümleyi olumlu söyleyip kafasını kaldırıyor. Böylece kendince negatif anlam yüklüyor o baş hareketiyle.
Seyyaf konuştukça her kelimesini, cümlesini kaydedesim geliyor. Ne bileyim annelik böyle bir şey galiba. Yoksa görmemişin bir oğlu olmuş meselesi değil:)




