Şaşırdım!
Seyyaf’la son bir iki aydır doğru düzgün ilgilenemiyorum. Yani normalde günün yarısını onunla oynarak, eğlenerek, “kaliteli zaman” geçirerek harcarken, son bir aydır birkaç saat zor ayırır olmuştum. Belki de son zamanlarda daha hırçın ve saldırgan tavırlar takınmasının sebebi bu ilgisizliktir, bilemiyorum. Ben öyle yorumladım, çünkü oyun oynadığımız zamanlarda daha sakin gibi, onunla ilgilenilmediğinde ise can sıkıntısından ne yapacağını, nereye saldıracağını şaşırıyor, kendince icatlar çıkarıyor. Düz duvara tırmanıyor derler ya, tam o cinsten oldu. Balkon mermerine artık dümdüz tırmanarak çıkabiliyor, orayı da kilitli tutmak zorundayız artık.
Neyse efem, ben de artık başbaşa kalacağımız salı gününden itibaren oğlumla eski düzenimizi devam ettirebilelim diye birkaç kitap, boyama kitapları, oyuncak vs alayım dedim.Zira malzeme kıtlığı yaşıyoruz gerçekten. Seyyaf’la beraber gidelim dedim, bebeği bırakıp gittik. Başlığa ne zaman gelecek bu kadın! diyorsanız geliyorum:) Kitaplar seçtik, pastel boya ve resim defteri aldık.Sonrasında bir araba alayım dedim, beğendim çok hoş bir araba. Hadi sana bunu alalım mı dedim. “Benim evde abayam(arabam) var anne, alma.” dedi. Ben çok şaşırdım, oğlumun böyle sözümona “tokgözlü” bir tavır içine girmesi, -hem de 2,5 yaşında!- beni öyle şaşırttı ve mutlu etti ki:) Bu veledin annesi(ki o bendeniz oluyorum:) ) pazarın başında annesine bir oyuncak aldırdığı halde, pazarın alt tarafında görünce yeni bir tane daha almak isteyen ve alınmadığında kendini yerden yere atan bir çocukmuş. Allah’tan genlerim baskın çıkmamış da oğlum bana çekmemiş. Çok şükür
İşte Beklenen Yazı: Sezeryan mı, Normal Doğum mu?
Bu blogu açtığım günden beri hep aklımdaydı bu konu; yazmak istedim ama her yerde bolca bahsedildiğinden vazgeçtim. Doğal doğumu destekleyen pek çok sitede, blogda bu konuda yazılmış, yorumlar yapılmış, herkes kendince fikrini belirtmişti. Şimdi neden mi yazıyorum? Ee artık ne de olsa ben, sadece fikir yürüten tayfadan değilim, ikisini de yaşamış ve bu konuda yorum yapmaya çok müsait bir konumdayım.Öncelikle kısaca özet geçeyim(bilmeyenler için). İlk doğumum gün geçmesi sebep gösterilerek suni sancı ile başlatılmış, sonunda bizim oğlanın kalbi dayanamayacak gibi olunca sezeryanla sonuçlanmıştı. 7,5 saat normal doğum olacak hevesiyle sancı çekmiştim. Fakat nasip değilmiş. İkincisinde ssvd olayını duyunca çok umutlandık, 5,5 saat süren doğum eylemi sonunda Hümeyra kız aramıza katıldı. Şimdi bu iki durumu da yaşamış bir anne olarak, öncesiyle sonrasıyla, artısıyla eksisiyle iki doğumu kıyaslamaya başlayabilirim sanırım…
Bebek açısından bakarsak: Doğum eylemi başlamadan, keyfi sezeryan ya da doktorun normal doğum olamayacağına kanaat getirmesiyle karar verilmiş bir sezeryansa (buna “planlı sezeryan” deniyor) bebek birden bire mışıl mışıl yattığı yerden kaldırıldığı için şoka giriyormuş. Bunun bilimsel çok açıklaması var, daha önce okumuştum ama aklımda kalmadığı için yazamıyorum. Merak edenler google amcaya sorabilir. Ama doğum eylemi başlamışsa, en azından sancılar çekilmiş, su gelmiş, açılma olmuşsa bu bebek için olumlu bir durummuş. Bunun da bilimsel açıklaması vardı tam hatırlayamıyorum ama annenin sancı çekerken salgıladığı hormonlar mı neyse bebek için çok faydalıymış. Yani özetle, mecburen sezeryan olmak başka bir şey ama, doğumdan korkup da sezeryan olmak isteyen anne adaylarına söylüyorum ki: Tatlı canınızı bir kenara bırakıp, karnınızdaki bebeği düşünün. Onun için en başta bu fedakarlığı yapamayacak mısınız? Hem doğum bu, binlerce yıldır kadınlar böyle doğuruyor sizin neyiniz eksik? Ayrıca cahil cesareti diye bir şey var yahu, insan bilmediği bir şeyden korkar mı hiç:)
Anne açısından bakarsak: Bebekle ilgili kısımlar biraz tıbbi bilgi gerektirdiği için nakıs kaldığımın farkında olarak, asıl bildiğim mevzuya geleyim ben:) Sezeryan doğum yaptığı halde ertesi gün ayağa kalkabilen, normal doğum yaptığı halde dikişlerden dolayı 1-2 ay oturamayan insanlar tanıyorum. Yine de bu tezat gibi görünen durum sizi yanıltmasın. O iş, Allah’ın takdiri ve bir imtihan sebebidir. Ve ne diyorduk: İstisnalar kaideyi bozmaz. Sezeryandan sonra insan ameliyat geçirmiş bir hasta gibi oluyor. Kaç kat boyunca kesilip sonra dikiliyor deri. Her ne kadar kişi kendini iyi hissetse de,çok uzun süre ağır kaldıramıyor, bir kilim bile silkeleyemez hale geliyor. Yaklaşık bir sene sonra tam bir iyileşme sağlanabiliyor. Doğumdan hemen sonra ayağa kalkamıyor, hatta tek başına tuvalete bile gidemiyorsunuz. Eğer tuvalete vaktinde gidilmezse, dikiş yerlerinde idrar asitinden kaynaklı bir yanma hissi olabiliyor. Yoğun kabızlık yaşayabiliyorsunuz. Bebeğinize tek başınıza yetemeyebiliyorsunuz. Bu da psikolojik olarak da sizi etkiliyor. Eğer epidural sezeryan ise olası yan etkileri düşünmekle beyniniz bulanırken, narkoz verilerek sezeryan olmuşsanız uyandığınıza müthiş bir sancı sizi bekliyor oluyor. Ve gaz çıkarana kadar hastaneden taburcu edilmiyorsunuz.
Normal doğum yapmışsanız, doğumdan hemen sonra ayağa kalkıyor değilsiniz, elbet biraz yatıp dinlenmeniz lazım ama bu kısa süreli oluyor, bebeğinize de kendiniz yetebiliyorsunuz. Ayrıca birkaç hafta sonra eski halinize dönebiliyorsunuz(kiloları kast etmiyorum:) ). Bebeğin doğduğu anı görebiliyor olmak ve o anda bütün sancıların birden bire kesilivermesi de sizi motive ediyor.Eve gelen misafirleri sancılı bir suratla değil, güleryüzle karşılayabiliyorsunuz.
İlk doğumunu sezeryan yapmış, sonrası için normal denemeyene cesareti olmayanlar varsa, biraz yüreklendireyim. Siz o yolda olun, eğer nasip olacaksa bakın ne kadar da güzel bir duyguymuş. Doğum sancısı dediğini en fazla kaç saat çekeceksin, sonrasında her şey bitiyor. Seyyaf doğduğunda hastaneden eve gelirken “şimdi o merdivenleri ben nasıl çıkacağım” diye yol boyu kara kara düşünmüştüm ki evimiz birinci kat. Hümeyra kızımı kendi ellerimde uça koşa çıkardım eve ve kapıda bizi bekleyen anneannesine teslim ederken ” al bak, sana dört numaralı torunun getirdim” dedim. Hastanede Seyyaf ağladığında içim giderdi ama hemen yanı başımdaki oğlumu kucağıma alıp emziremezdim bile, annem gelsin de kucağıma versin diye beklerdim. Hümeyra kıza bütün gece tek başıma baktım, odanın içinde kucağımda kızım, gaz çıkarmayla, sırtını pışpışlamayla uğraştım. (derdi de gaz değilmiş zaten, süt yetersiz gelmiş:) ). Hastaneden eve geldiğim günden beri misafir ağırlayabiliyor, “yok mu artıran” diye yol gözlüyorum.İlk doğumda birileri geldiğinde insanların getirdiklerini bile poşetinden çıkarıp ikram edememiştim(sonradan çok utanmıştım ama lohusa durumları, anlamışlardır halimi diye umdum).
Sezeryan doğumun artı bir yanını göremiyorum, normal doğumun da eksi bir yanını. Hee böyle çok itiraz gelebilir. Doğumu komplikasyonlarla dolu geçmiştir, sonrasında çok sıkıntı yaşamıştır. Enfeksiyon kapmış, iltihap olmuş vs gibi sağlık sorunları yaşamıştır. ama dediğim gibi bunlar birer imtihan vesilesi.Benden 2 ay sonra sezeryan doğum yapan bir akrabamızın dikişlerinde iltihaplanma olmuş, sarı akıntılarla tekrar hastaneye gitmiş ve günlerce neler çekmişti. Buna rağmen yine sezeryan olan başka bir arkadaşım hemen ertesi gün ayağa kalktığını ve ikinciyi de bu nedenle gönül rahatlığıyla sezeryanla doğurmak istediğini söylemişti. Ben burada örneklerden yola çıkarak yorum yapmaktan uzak kaldım diyeyim. Doğum dediğin, doğal bir olay; kasmaya gerek yok. Herhangi bir olumsuz durum olmadığı müddetçe, bu zamana kadar kadınlar nasıl sancı çeke çeke, bağıra çağıra doğurduysa öyle doğuruluyor işte. Bekarken bir yerde dinlemiştim; bu doğumun ne kadar sancılı bir durum olduğu ayette bile belirtiliyor diye. Öyle ya, hz. Meryem’in hz. İsa’yı doğuruşu anlatırken, hurma ağacına nasıl tutunduğundan bahsediyor Allah; işte o sancının ağırlığıyla…
Yazmak isteyip de unuttuğum, atladığım noktalar vardır belki bilemiyorum ama, böyle işte. Bu iki doğum şeklinin “iki alternatif” olduğunu kabul etmeyenlerdenim ben de. Sezeryan, mecbur kalındığında başvurulacak bir yöntemdir sadece; bir ameliyat, bir tedavi şekli gibi. Doğum dediğin -şimdi mecburen adına ” normal” dediğimiz- şeydir. İki çeşit yoktur, tek çeşit vardır, o da sancın gelince hastaneden gidip paşa paşa doğurmaktır:)
Seyyaf’tan Uyku Pozları
Seyyaf’ı kendi kendine uyumaya alıştırıyoruz demiştim ya, bebeğin gelişi ve bu kendi uyuma muhabbeti(ve babaannesi ile halasının gelişi) ile 12′den önce uyumaz oldu bizim velet. akşam 10 sabah 8 arası uyuyan oğlum, akşam 12 sabah 10 arası uyur oldu. Sabah geç uyanması çok işime geliyor evet ama akşam 12′ye kadar ne çekiyoruz bir biz biliriz. Odasına gönderiyorum ve 12′ye kadar hep bir bahaneyle çıkıyor odadan, şimdi de geceleri soyunmaya başladı. Odadan çıplak bir halde geliyor, haydiii al baştan giydir, bir daha çıkarmaması için tembihle ama emin olama. Uyuduğuna ikna olana kadar aklın sürekli oğlanda olsun. Epey yorucu, yani zihnen. Mesela dün, on buçukta odasına gönderdim. Biraz sonra anne kaka diye geldi. Kakası bitse bile lazımlıkta sırf uyumamak için dakikalarca oturdu. Bitti mi diye her sorduğumda “daha var” cevabını alıyordum, sanki bir haftadır yapmıyor, daha ne kadar olabilir. 15 dakika lazımlıkta oturulur mu! Tekrar giydir, hadi yat vs fasılları uyuduğunda onbir buçuk olmuştu. Neyse yavaş yavaş alışacak sanırım. En azından 12′den önce uyudu…
İşte Seyyaf’ın geceleri girdiği o garip şekillerden birkaç kare…
“Dertler Hep Gece Azar”mış
Küçüklüğümden beri boğaz,kulak ağrılarım hep gece tavan yapardı, geçti geçecek derken bakardım olacak gibi değil, annemi uyandırırdım ve soluğu acilde alırdık. Annemin meşhur bir lafı vardır: Dertler hep gece azar. O çok beklediğimiz doğum sancısı bile uykuda yakaladı:) Şimdi de bizim Hümeyra kızın dertleri başladı. Artık iki haftası bitti ya bu dünyada, kendini bir şekilde göstermesi lazımdı, e oldu. Yine de şükür, abisi o iki haftayı bile beklememişti:)
Bizim kızla aramız gündüzleri gayet iyi, uyuyor, emiyor, bakınıyor, gazı geliyor ıkınıyor, elde kolda gezdirip yardımcı oluyorum gaz çıkartmasına, kaka yapıyor vs. Saat 12′den sonra başlıyoruz, fare gibi viiikk’lemesi var bizim kızın, abisi gibi kart ve koca sesli değil. Kız- erkek farkı olsa gerek, cırtlak bir sesi var:) Bağrıma yatırıyor, pat pat yapıyorum sırtına, bi ciyaklama sesi geliyor. Ve gecenin 2-3′ünde kulağının dibinde hiç de iyi gelmiyor bu ses. Ee cicim günlerimizde* bitti. Öyle “amann, uyumasın canım kızım, yerim ben onu” faslını kapattık:) Niye derseniz, e dedim ya o cicim günlerinde olur öyle. Ve en büyük etken de son 4-5 gündür gündüz uyuyamak. Böyle olunca hiç uyumamış, bir gün öncesinden zaten uykusuz bünye, saat 12′den sonra sinir küpüne dönüşebiliyor. Neyse canım, biliyorum ki geçecek, zor ama ne yapalım, gülü seven dikenine katlanır.
Günden güne büyüyor Hümeyra kızım. Kaçıracağım diye ödüm kopuyor, birden büyüyecekmiş gibi. Bir Seyyaf’ı, bir Hümeyra’yı izliyorum. İkisine de bakınca ayrı ayrı içim acıyor bazen. Zavallı kızım, abisinin hışmından koruyalım diye sürekli kapalı kapılar ardında, ağlasa zor duyuyorum. Uyuduğu an hemen odaya koyuyorum ve uyanana kadar umrumuzda olmuyor ve hatta uzun uzun uyusun istiyoruz. Böyle olunca da üzülüyorum, kıyıya köşeye atılmış, sadece emziriliyor, altı değiştiriliyor o kadar. Öyle bağrına basmak, kokusunu içine çekmek, kucakta gezdirmek nerdeeeee…Seyyaf giderse anneanne-dedeyle ya da uyuduklarında.
Sonra Seyyaf’a bakınca da içim gidiyor. Öyle tuhaf şeyler yapıyor, söylüyor ki bazen, içten içe nasıl kıskandığını, üzüldüğünü görüyorum. Bebeğin yattığı odaya gittiğinde çıkarmaya çalışıyorum odadan. “Anne, ben de Kuran dinlicem buuyda, bebek de dinliyo, ben de dinliyom, biz paylaşıyozz” diyor gülerek. O mimikler hareketler, 12′den önce uyumamalar, bebeğin emziğini emmeler, bu zaten bebeğin derken ses tonunun değişmesi, eskisi gibi onunla ilgilenemiyor olmak…elimden geleni yapıyorum yine de. Birini emzirirken diğeriyle top oynayabiliyorum, birinin altını değiştirirken diğerine çocuk şarkıları söyleyebiliyorum. Ve eğer ikisi aynı anda ağlarsa önceliği kesinlikle Seyyaf’a veriyorum.
İkisine birden bakınca değişik bir heyecan duyuyorum ve hala inanamıyorum iki çocuklu olduğuma.Sahi ikisi de benim mi
*Hani birine aşık olur, evlenirsiniz, cicim ayları denen o zaman diliminde hep onu seyretmek ister, her dakika birlikte olmak istersiniz. Sonra bu rutine dönüşür, alışkanlık olur ve o heyecanı yitirirsiniz ya, aynı şey bir bebek olduğunda da gerçekleşiyor. Eve geldiği ilk günler sürekli izliyorsunuz, uyurken de seyrediyor, emzirme saatlerini dört gözle bekliyorsunuz, sonra artık alışkanlık haline geliyor, arada bir o duygu yoğunluğunu yaşıyorsunuz, aynen aldığınız bir çiçekle tekrar aşkınızın tavan yapması gibi
Seyyaf’tan Göbek Muhabbetleri
Seyyaf akşam akşam bizi amma güldürdü, biz de dedik: Allah da seni güldürsün:)
Anneannesi Seyyaf’ın göbeğini elleyip “bebiş bak” dedi. Bizim oğlan döndü: “Hayıı(r) anneanne, bebiş değil o göbek” diye cevap verdi:)
Dedesi epey bir göbeklidir Seyyaf’ın. “Bak oğlum benim göbeğime, senin niye böyle göbeğin yok” demiş, bizim oğlan cevap vermiş “Dede, açım ben!” Acıların çocuğu, üç gündür yemek yiyemiyor moduna girmiş
İki Çocuklu Hayatımız…
İki çocuklu hayat nasıl? Bugünlerde en çok sorulan soru bu.İlk çocukla arasındaki farklar soruluyor, lohusa durumları, sağlık-sıhhat, iki doğum arasındaki fark( sezeryan ve normal doğum?), hangi doğum şekli daha iyi vesaire…Sanırım en iyi ben kıyaslayabilirim iki doğum şekli arasındaki farkı. Ee ne de olsa iki türlüsünü de tecrübe ettik çok şükür:) Ama o, bambaşka bir yazı konusu olsun, ne zaman fırsat bulabilirsem artık..
Alıştım mı? e çok uzun bir süre geçmedi ama alıştım, daha önce de yazmıştım ya, ilk olmaması, az da olsa tecrübe sahibi olunması ve en önemlisi de bakış açısı. Daha pozitif bakabilmek, bugünlerin geçeceğini bilmek, bir ara nasılsa fırsat bulup uyuyabileceğini bilmek, sonsuza kadar böyle gitmeyeceğini düşünmek:) İşte bunlar birçok zorluğu atlatmaya yardımcı oluyor. Seyyaf biraz yoruyor beni, kimi zaman zihnen kimi zaman bedenen. Ama anneane-dede ikilisinin yardımlarıyla o da iyi gidiyor. Bugün sabah kapı çaldı mesela, dedesi gezmeye götürmeye gelmiş Seyyaf’ı. 2 saat sonra geldi oğlan, yemek yedirip, tuvalete götürüp uyuttum. Büyük kolaylık. Bebeğe de alıştım, “ay bu bebek neden ağlıyor” sendromuna girmiyorum, derdini anlıyorum, ona göre cevap veriyorum ve iyi anlaşıyoruz:) Dün topuk kanı için sağlık ocağına gittik, çok şükür gelişimi de gayet yerinde.
Seyyaf’a kardeşiyle bir şeyleri paylaşması gerektiğini öğretiyoruz.Bazen de bebeğe ait olan, ikisinin kullanamayacağı şeyleri de gösterip “anne bak, bu kardeşimin, ben de kullanıyom, paylaşıyozz” diye sevinçle bağırıyor:) Bazen de sanırım paylaşıyor olmak içten içe zoruna gidiyor. Geçen gün ıslak mendili almış, önce “biz kardeşimle beraber kullanıyoz, paylaşıyoz” dedi, sonra baktı içine sinmedi. “Anne, bu benim, babam kardeşime başka alsın” dedi. Garibim, kuma gelmiş gibi oldu üstüne:)
Yaş aralığı iyi mi? Bu da sorulan sorulardan birisi ve Allah gönlüme göre verdi gerçekten. Benim için 2,5-3 yaş aralık çok idealdir. Çocukta aşırı kıskançlık olmaz, zarar verme konusunda çok ileri gidemez, evde uzun süredir saltanat sürmeye alışmış da “bu da nereden çıktı” sendromuna kapılmaz vs gibi düşüncelerim vardı. Ayrıca biraz daha büyük olduğu için birçok şeyden anlar ve yardımcı olabilir. Seyyaf şimdi bebeğin altını değiştireceğim zaman bezini, ıslak mendilini getiriyor, ağladığında emziğini ağzına veriyor, ben duymadan ağlarsa koşarak gelip haber veriyor. Böyle yardımcı olduğu noktalar da var. Kıskançlık olmasın diye onun yanında kızı öyle ballandıra ballandıra sevmiyoruz, sadece öpüyoruz, iltifatlarımızı abisinin uyuduğu zamana saklıyoruz:)
Seyyaf’la birlikte uyuyorduk, o uyuduğunda ben odadan çıkıyordum. Şimdi artık kendi odasına gidip, kendi uyumaya alışsın diye uğraşıyorum. Şu kitaplarda okuduğum türden bahanelerle sürekli odadan çıkıyor ama bir süre sonra tabi pes edip uyuyor. Artık epey alıştı kendi uyumaya. Bahaneleri de şöyle: Çişim geldi, kakam geldi, susadım, gözüme-burnuma bir şey kaçtı, anne yanında yatıyım hemen uyucam burda vs…Her seferinde tekrar odaya götürüp, dönüyorum, ee biraz yorucu oluyor. Uykuya daldığında üstünü örteyim diye odaya girdim, yatakta ambulans arabası, tekerlekleri kırık bir araba, sesli elif-be ve koca tavşan vardı. Ama bizim oğlan bunları yatağa yatırmış, kendisi yerdeki minderlerin üstünde uyumuştu:)
Seyyaf’tan İnciler:
Seyyaf’ın uzun zamandır bebek olarak gördüğü kişi, benim iki numaralı yeğenim Abdulkerim(9aylık) idi. Bir bebekten bahsedildiğinde hemen aklına o gelir, onu öpüşünü ama Ali’yi cırmalamasını anlatır her seferinde. Çocuk kafasında öyle bir kodlama yapmış ki bir bebek varsa ben onun halasıyımdır. Bebeği emzirirken geldi bana şöyle dedi: “Anne, “halacııım” de böyle bebeğe!”. Oğlum o benim bebeğim, ben onun annesiyim, halası değilim dedim:) “Sen Ali’nin halasısın?” diye sordu. Evet, hem Ali’nin hem de Abdulkerim’in halasıyım dedim. Çocuklar çok düz mantık oluyorlar bazen komik oluyor:)
Bebek ağladığı bir sırada Seyyaf yine tepesinde onu öpmekle meşguldü. Tam da o öperken bebek susunca, fırsat bu fırsat dedim ve “aa bak Seyyaf abisi öpünce sustu” dedim, hay demez olaydım. O gün bugündür bebek ne zaman ağlasa tepesine çıkıyor, bazen çok aç oluyor susmuyor, ben emzirmeye başlayınca-yani Seyyaf öptükten dakikalar sonra- susuyor, bizimki yine de “anne bak, ben öptüm bebek sustuu” diye seviniyor:)
Bebek bazen kakasını yaparken, gaz çıkarırken zorlanıyor ve tipi değişiyor. Bizim oğlandan hemen yorum geliyor: “Anne, bebek kakasını yapamıyooo”. Ee ne de olsa kişi kendinden bilirmiş:)
Bebeğin alt açma bezini almış, aynanın karşısında konuşuyor.Bir taraftan yüzüne acayip şekiller veriyor ki aynada da kendi mimiklerini izliyor:) Şöyle diyor: “Bu zaten bebeğin(burada biraz ağlamaklı bir ses tonu var). Kaka yapınca bunu altına koyuyoz, sonra bezini değiştiriyoz.” Sonra bana dönüp şöyle diyor: “Anne, bu bebeğin, ben de buna yatıyom, biz paylaşıyozz(burada da sevinç çığlıkları). Çocuğa he rşeyi kardeşiyle paylaştığını anlattık, o da abarttı:)
Oğlum Ve Kızımla Bir Hafta
Hümeyra kızımızın gelişini müjdelediğim yazıya gelen yorumlarınıza tek tek cevap veremediğim için eminim kusuruma bakmamışsınızdır:) Malum yeni bir düzenimiz- hatta şu an için düzensizliğimiz- sözkonusu:)
Oğlum ve kızımla bir haftamız geçti bile. Doğduydu doğacaktı derken Hümeyra kız dünyadaki ilk haftasını tamamladı bile. Ben de bu bir haftayı kısaca özetleyip yine bir süreliğine kaçacağım:)
Hastane Yolunda ve SSVD Hikayemiz: Hani en son doktorumuz %60 doğuramama ihtimalinden bahsetmişti ya, o gün bütün gün dua ettim: “Allah’ım sen dilersen, o %60 doğuramama ihtimalini %100 doğurma imkanı olarak çevirirsin, bize bu duyguyu yaşamayı nasip et” diye.Sabah 5′te kızım “vaktim geldi artık” demeye başladı:) Dilek Hanım’ı aradığımda biraz evde beklememizi söyledi. Ama saat 8′debizi arayarak durum hala aynıysa hastaneye gelmemizi, doğumun başlayabileceğini söyledi(sağolsun öyle ilgili ki tekrar dönüp bizi araması çok mutlu etti bizi. Ve kızımız 10:30′da bizimleydi:)
Ortam olarak müthiş bir atmosfer vardı. Dilek Hanım geldiğinde bana ” her sancı geldiğinde Allah’ım çok şükür demen gerek, sen 9 aydır bugünü beklemiyor muydun” dedi. Doğum sonrası espriler havada uçuşuyordu. Doktorumuz haftasonu burada olmayacaktı ve biz çok tedirgin olmuştuk. “Ben gitmeden yakalamak için mi böyle acele ettin? Dün ne konuşuyorduk bak bugün ne oldu” dedi. Gerçekten de Rabbimin dilediğii olur, gerisi fasa fiso.
Doğumun normal olması ve bebeğin de benim de sağlıklı olmam nedeniyle moraller öyle iyiydi ki telefonda herkese ben haber vermek istedim bebeğimizin gelişini. O andan sonra fiziksel ağrılar çok da umrumda değildi. Dahası şikayetlenmek gibi olurdu bunca nimetten sonra herhangi bir ağrıdan dolayı dert yanmak. İstediğimiz olmuştu Allah’ın izniyle. O çok merak ettiğim duyguyu ben de yaşamıştım. Ve en önemlisi, normal doğum olsun da oğluma da eve geldiğimde bakabileyim dualarım kabul olmuştu. Evde oğlumu gördüğüm anda kucağıma alıp sıkıca sarıldım ve sana bir bebek getirdik bak, kardeşin oldu dedim:)
Seyyaf Nasıl Tepki Verdi: Evde bir velet olunca doğum için tebrik amaçlı arayan eş-dostun ikinci sorusu hemen “Seyyaf nasıl tepki verdi?” oluyor haklı olarak.Bizim oğlanın bebeklerle pek işi yok. O, bebekler hep öpülür sanıyor galiba:)Ne zaman bebekli bir eve gitsek bebekleri öper, diğerlerine saldırırdı. O yüzden şimdi öyle pek kıskançlık yapmıyor, gidip gelip tepesine çıkıyor öpeceğim diye. Bu tepesine çıkmaları abarttığı için biz her an tetikteyiz. Zavallı kızım hep yatak odasında kilitli duruyor uyuduğu zamanlar. Artık dışarıdan en ufak bir ağlama sesi gelse paranoyak gibi odaya koşuyorum, yazık kızıma:) Seyyaf abisinin hışmından korumaya çalışıyoruz. Bizim kız biraz büyüdüğünde esas tepkileri göreceğiz. Şimdilik öyle kıskançlık durumları yok, gayet iyi idare ediyoruz gibi görünüyor, bir de bu kadar tepesine çıkmasa! Bebeğin beşiğini görünce “ben bunu çok beğendim. O zaten bebeğin, ben azcık yatcam” diye içine girdi. Bir de kızın eldiven ve şapkalarına taktı, illa onları çıkartıyor, takmasını istemiyor.
Hümeyra Ne Durumda: Çok şükür sağlığı yerinde, sarılık olmadı ki hastanede süt yeterli gelmeyince biraz ondan korkmuştum ama olmadı çok şükür. Göbeği dün düştü kızımızın:) Saçları da dün gitti, kel bir kızım var artık:) Akikası Seyyafta olduğu gibi 14.gün kesilecek sanırım. Doğduğunda babası ezanını da okudu, ve ben de emzirmeden önce tahnik yaptım(damağına çiğnenmiş hurma sürme). Böylece sünnetleri yerine getirmiş olduk. Seyyaf şimdi saçlarını göremeyince “ama ben cici yapcaktım” diye üzüldü. Seyyaf’ta umursamamıştım ama kız olduğundan mıdır nedir benim de içim cız etti saçları gidince. Çabuk çıkar inşaAllah, Seyyaf 3 ay kel gezmişti:)
Lohusalık Durumları: Lohusa depresyonu diye bir şey mi varmış, o da neymiş modundayım:)Dedim ya Allah’ın bunca lütfuna karşı nankörlük etme duruma düşme korkusu yaşıyorum, kimseye nazlanmıyor yemeğimi bile kendim yapıyorum. Güya anneannesi yardıma geliyor ama sadece Seyyaf’ı parka götürme yardımında bulunuyor:) Ki bu benim için de oğlum için de büyük bir nimet. Bir de tabi ikinci çocuk olmasının da etkisi var. Başıma gelecekleri tahmin edebiliyor, ona göre kalkanlarımı hazırlıyorum:) Ve biliyorum ki bunlar geçecek, tünelin ucunda ışık var yani:) Mesela geçen gece kız sabah 6′ya kadar uyumadı. E zaten 8′den sonra da benim oğlan uyanıyor, 2 saatlik uykuya rağmen gayet şen şakrak bir halim vardı. Öğlen ikisini birden uyutup akşam yemeğini bile hazırladım. Hümeyra’nın bebekliğinin tadını çıkarmaya çalışıyorum. Çabuk büyüyorlar ve hiç bir anı kaçırmak istemiyorum. Bu arada da Seyyaf da hızla büyüyor, onun da hiçbir anını kaçırmak istemiyorum. O parka gidince kızı izliyorum uzun uzun, kız uyurken de sürekli Seyyaf’la oynuyorum. Bebeklik halini çok severim, bir de büyüyüp bir şeyler anladıkları, insana yoldaş oldukları hallerini çok severim. Rabbim şu an ikisini birden nasip ettiği için tadını çıkarmaya çalışıyorum:) Oğlum tam bir yoldaş bana, kahvaltımızı yapıyoruz, iş yapıyoruz birlikte, ciddi yardımları oluyor ufak tefek konularda, sonra da oyunlar oynuyoruz. Hastaneden geldikten sonraki iki üç gün bizi Seyyaf Sendromuna soktu, anneanne ve dede ile kalmaktan biraz şımarmıştı. Neyse ki fazla dayanamayan dedesi iki şaplak atınca durum düzeldi. Şimdi gayet iyiyiz:) Dayak cennetten çıkma mı dersiniz sahi:)
Vee Babamız: Şimdi kız babası oldu,işi daha zor:)Hastaneye gidiş saatimiz trafik saatine denk gelmişti ve şöförlüğünü konuşturdu bizim babamız, rally yapar gibi gitti, elinin biri camın dışında arabaların hepsini kenara çeke çeke uçurdu bizi hastaneye. Kızına kavuştu, ağzı kulaklarına vardı:) Bana epey yardımı dokunacak gibi görünüyordu, özellikle gaz çıkarma konusunda uzmandır kendisi. Ama malesef dün geçirdiği ufak bir araba kazası sonucu parmağı kırılmış ve bütün sol kol alçıya alınmış, bir ay çıkmayacakmış:( Yine de verilmiş sadakamız varmış dedik, Allah beterinden sakladı.Şimdi anneyi daha çok ve zor günler bekliyor.
İşte bizden kısa kısa haberler…bizi izlemeye devam edin:)
Ve Hümeyra “Merhaba” Dedi Dünyaya…
Dün-yani 4 Mayıs 2012 tarihinde- saat 10:30′u gösterdiğinde bir kız annesi oldum ben:) Oğlumdan sonra bir de kızım var artık. Allah’a çok şükür.
Benimle birlikte heyecanla, merakla bu süreci siz de beklediniz, dualar ettiniz, hepinize tek tek teşekkür ederim. Kızım şu anda uyuyorken, anneannesi de Seyyaf’ı parka götürmüşken hemen dinlenmem lazım, gece beni ne bekliyor bilemiyorum:) Merak edilenleri kısaca anlatıp kaçayım:)
Hümeyra kızımız Medicana Hastanesi’nde, çok sevgili doktorumuz Dilek Yağmur vesilesi ile 3,350 gr 49 cm boyutlarıyla veeeeeeeeeeeeeeeee SSVD yolu ile dünyaya gelmiştir:) Rabbime ne kadar hamd etsek az, duanın gücünü bir kez daha bize gösterdi. Darısı tüm doğum yapacak annelerin başına olsun…
Şimdilik bu kadar
Orada Burada Seyyaf
Bu iki gün içinde ara ara gelen sancılar var, bunlar doğuma hazırlık kasılmaları imiş. Yani doğumu başlatacak kadar güçlü olmamakla birlikte doğumun başlayabileceğinin habercisi. Doktor bugün %60 doğuramama ihtimalinden bahsetti, umutlarımız biraz kırıldı açıkçası. Ama Allah’ın takdiri, o ne dilerse o olacak. Bir haftamız daha var beklemek için aksi bir durum olmazsa.
İşte bu iki gündür mecburen Seyyaf’a da anneannesi bakıyor, hastaneye gidiyoruz, onunla kalıyor. Ne yiyip ne içtiği belli değil, çünkü bizim oğlan öyle çok iştahlı değildir, üstüne düşmezsen yemek yemez. Ben onun üç öğününü(kahvaltı hariç) dikkatle ve takiple yediririm, parka götürür, eğlendirir, banyo yaptırır, evde de onunla oynarım. Ama şimdi oğlan orada burada vakit geçiriyor. Arada bir eve uğruyorlar, bana bakıp, beni doyurup tekrar anneanneyle gidiyorlar. Bir de bizimki saldırgan olduğundan yeğenimle çok didişiyor ve bundan sebep de sürekli ikazlara maruz kalıyor. Birazdan ondan olsa gerek iyice inat bir şey oldu bu iki günde.
Oğluma çok üzülüyorum, ne zaman ve ne şartlarda doğum yapacağım belli değilken bile çocuk yesir püsür olmaya başladı:( Bugün kaç defa altına kaçırdı mesela çişini. Takip edememekten, birkaç kişinin birden çocukla ilgilenmesinden oluyor bu. Anneannenin yanında beni de hiç taktığı yok, gerçi pek kimseyi taktığı yok ya neyse.Gerçi o halinden çok memnun, parkta, anneannenin kapısının önünde çocuklarla oynuyor, geziyor, dedesi arada bir ona bakkaldan bir şeyler alıyor; ama bana kalırsa oğlum çok mahzun kalıyor. Hele bir iki numara da hayırlısıyla gelseydi…Kısa sürede Rabbim de şifa verirse her şeyi rayına oturtmak için elimden geleni yaparım…
Uyurken bu gece bakıştık gülümseyerek. “Seni çok seviyorum oğlum” dedim, “ben de seni çok seviyom anne, öp!” dedi:) Hadi sarılalım diyerek kısa sürede uykuya daldı. Şimdi de mışıl mışıl uyuyor. Ben de gidip oğluşumla hasret gidereyim biraz; her ne kadar anneannesi götürdüğünde çok memnun kalıp kafa dinliyor olsam da, özlüyorum oğlumu…
Hamilelikte Kaşıntı
Daha önce ne kimsede duydum, ne internette rastladım bu hamilelikte kaşıntı olayına. Gebeliğe bağlı kaşıntı deyince tek bildiğimiz, duyduğumuz karın ve basen bölgesinde(özellikle karında) çatlaklara bağlı olarak ortaya çıkan kaşıntılardı. Bunlar da öyle adamı deli eder cinsten değil, losyon mosyonla, bir iki kolonya dökmekle geçebilen şeylerdi. O nedenle daha önce hiç duymadığım, şahit olmadığım bu olayı ancak yaşayınca anladım. Hamilelik Seyyaf’ta olduğu gibi lay lay lom bir olay değilmiş, epey sıkıntıları beraberinde getiren büyük bir imtihanmış meğer…
Hamileliğin son ayında vücudun bu gebeliğe verdiği bir reaksiyon olarak ortaya çıkabilen bir durummuş hamilelikte kaşıntı. Eğer kaşıntılar aşırı derecede rahatsız ediyorsa, karaciğerden kaynaklı bir rahatsızlık olup olmadığını anlamak için kan tahlili yoluyla karaciğer enzimlerine bakıyorlar. böylece çıkan sonuca göre de ilaç veriliyor. Bu ilaç kaşıntıyı büyük oranda azalttığı gibi uyku da yapıyor. Yani kaşıntıdan uyuyamayan hamile bayana bir taşla iki kuş vurma fırsatı veriyor:)
Zaten anormal bir durum olduğunu fark edip şüphelenmiştim, bir insan bu kadar tuhaf bir biçimde kaşınamaz, saç diplerinden ayak ucuna kadar ve bütün vücudunu karıncalar basmış gibi bir hisle kaşıntı gelince, internetten bir araştırma yapıp bu bilgileri buldum. Ardından da sağlık ocağında tahlil yaptırdım ve normalde 0-55 arası olması gereken karaciğer enzimlerinin 105 olduğunu öğrendik. Bundan sonrası da dahiliye doktorunun ilaç yazmasına kalıyor. Verilen ilacı özellikle akşamları aldığım zaman kaşıntı da büyük oranda azalıyor ama malesef tamamen geçmiyor.
Hamilelikte kaşıntı yaşayanlar tahlillerini yaptırmayı ihmal etmesinler:)







