Bebekleri Kundaklamak Sakıncalı mıdır?
Seyyaf doğup da hastaneden eve geldiğimiz andan iki aylık olana kadar kundakladık anneannesinin tavsiyesiyle. O zamanlar bebekler için kundak iyi midir değil midir, sakıncalı mıdır faydalı mıdır bilmiyordum(dedim ya, bebek bakımı ile ilgili pek kitap okumamıştım o zamanlar). Ama annem üç çocuk büyütmüş ve hepimizi kundaklamıştı. Seyyaf’ın babaannesi de üç çocuk büyütmüş ve hepsini kundaklamıştı. Sonuçta bu altı çocuğun hiçbirinde fiziksel bir engel, kundaklamadan kalmış olabilecek psikolojik bir rahatsızlık yok çok şükür. Öyleyse suçu ne ki bu yılların masum kundağının da bir anda “günah keçisi” ilan edildi?
Yüzyıllar boyunca insanlar bebeklerini kundaklamış, sarmış sarmalamış, öyle büyütmüş. Eğer gerçekten bu kadar sakıncalı olsa, insanların bedensel iş gücüne ihtiyaç duyulan köy yerlerinde uygulanır mıydı? Ya da yanlışlığı yıllarca fark edilmez mi? Şimdi kundak, demode görülüyor. Bebeklerini kundaklayan annelere çağdışı gözüyle bakılıyor ve bu anneler içten içe küçümseniyor bile. Hele ki bebekleri kolik olan, uyku sırasında elleri, kolları hareket ettikçe uyanan ve bundan irken annelerin kundağa böyle bakmasına ben hiç anlam veremiyorum. Seyyaf daha büyük olduğunda bile, ellerini pijamasının içine sokar, öyle uyuturdum. Böylece daha uzun süre uyuyabiliyordu. Çünkü, bebeklerin özellikle el hareketleri dikkatlerini dağıtyor, uyumalarını zorlaştırdığı gibi, ani uyanmalarda da geri dalmalarını engelliyor. Hani bazen bize de olur ya, uykuya dalmak üzereyken düşüyor gibi hisseder, tik gibi ani tepki veririz istem dışı. Ve bu tepki bile bir an bizi uykumuzdan eder.Ama biz yetişkinler hemen geri dalabiliriz. Buna “moro refleksi” deniyormuş. Yani ürkme refleksi. Bebeği çok dikkatli ve destekli tutmadığınızda da bu reflekse kapılabilirmiş. Velhasıl, ben kundakladım, gayet hareketli, sağlıklı bir oğlum var çok şükür. Ayrıca kundaklayan herkesin bebeğinde de aynı rahatlığı gördüm büyüdüklerinde. Kalça çıkıklığına sebep olabilirmiş. Hayır, eğer bebekte kalça çıkıklığı varsa, bunun tedavi etme sürecinde zararlı olabilir. Sağlam bebeğin kalçasnı çıkarmaz. Lütfen:) Ayrıca, 24 saat kundaklamıyorsunuz ki. O bebeği alt değiştirirken, masajları sırasında, banyosunda, hareket yaptırırken sürekli kas ve kemiklerinin gelişimine yönelik hareketler yapıyoruz zaten. Neyse efendim, çok uzattığımı fark eder, sözü Karp’a bırakırım
“Üç yüz yıl kadar önce bu moda öncüleri, kundaklamanın demode olduğunu ilan ettiklerinde büyük bir hata yaptılar…İlk yanlışı bilim yaptı: 1700lerde bilim insanları kundaklanmayan bebeklerin asla gözlerini ya da kollarını çıkarmadıklarını kanıtladı. Bu gözleme dayanarak yanlış bir çıkarımda bulunup, kundaklamanın bir zaman kaybı olduğuna karar verdiler. İkinci hatayı demokrasi yaptı: Bağımsızlık bildirgesi’nin ilanından sonraki yıllarda kurucu babalarımız(ve annelerimiz) çocuklarının özgürce yaşamalarını istedi ve bu tavır, bir bebek hapishanesi olarak gördükleri kundağı reddetmelerine sebep oldu.
Ebeveynler yeni doğan bebeklerini sarmalamaktan vazgeçince, beklenmedik bir şey oldu: Kontrol edilemeyen ağlama krizleri geçiren bebeklerin sayısı dikkat çekici düzeyde arttı.
Bebekler doğdukları andan itibaren kundaklanabilirler. Bu onların kendilerini yeniden eve dönmüş gibi rahat ve sıcak hissetmelerini sağlar. Sarmalamak, onların dikkatlerinin dağılarak uyanık kalmalarını engeller. Bebeğinizi zaten uykusu varken ve yeni fikirlere açıkken kundaklayın. Kundaklamak sıçrama hareketlerini yumuşatarak kendilerini sinirlendirmelerini engeller. Sıkıca sarmak bebeğinizin yanlışlıkla kendisine vurmasını ve ani sıçramalarını engeller. Bebeğinizi sadece kundaklayarak, uyku sürelerini üç saatten deliksiz dört hatta altı saate çıkarabilirsiniz. Unutmayın, kundağın bütün gece sarılı kalabilmesi için çok sıkı sarmanız gerekir.“
Önemli Not: Kundaklamak Harvey Karp’ın meşhur 5s tekniğinin ilki. Yani bir bebeği sakinleştirmek için atılacak ilk adımdır.
Bebekler Biraz Şiddet Sever mi?
Seyyaf’ın bebekliğinde, bazı geceler çok huysuzlandığı olurdu. Her ne kadar uyumayı reddeden, sürekli emen ve emmediği zamanlarda uyumuyorsa şayet ortalığı ayağa kaldıran bir bebek olsa da, huysuz değildi, kolik değildi. Ama bebek işte neticede, her anı bir olmuyordu. Öyle huysuzlandığı geceler gazı olduğunu düşünür ve çıkarmaya çalışırdık. Bu konuda Seyyaf’ın babası acayip yetenekliydi. Nasıl oluyordu anlamıyordum ama, kısa süre içinde kucağına aldığı bebeği susturuyordu. Gazı çıkıyordu doğru, ama çıkmadığı zamanlarda da sakinleşebiliyordu. Arada istisnalar olsa da…
Şimdi anladım bunun neden kaynaklandığını. Net olarak söyleyemesem de, en azından bir tahminim var artık. Bu aralar “Mahallenin En Mutlu Bebeği”ni okuyorum. Malum, iki numaranın gelmesi yaklaşıyor, tekrar bebek bakımına döndük(bundan sebep, çocuk psikolojisi yerine bebek bakımı konusunda son zamanlarda daha çok yazı giriyor olmam:)). İlk bebeğin tecrübesizliği, acemiliği oluyor. Bazen kendime kızıyorum neden bu kitapları daha önce okumadım diye. Mesela Seyyaf’a hamile olduğum dönem okuyabilirdim. Ama işte, algıda seçicilik diye bir şey var. O zamanlar bu konuları netten araştırmıyor, kitaplar okumuyordum. Seyyaf bir nevi ilk kurbanımız oldu bizim. Şimdi daha bilgili ve tabi daha bilinçli bir anne oldum. Neyse yine uzattım galiba, bulduğum kaynağa gelelim:)
Harvey Karp şöyle diyor kitabında: “Kadınlar Venüs’ten Erkekler Mars’tan* geliyorsa, anneler Kucaklama Ülkesi’nden, babalar Sallama Ülkesi’nden gelir. Yani erkekler bebeklere kadınlara nazaran çok daha şiddetli davranır. … Başlangıçta eşlerimize göre bu küçük bebeklere karşı daha çok çekiniriz; bebekler bize çok küçük ve kırılgan görünür. Minik bebeklerimizi kucağımıza aldığımızda da, ağlamaya başladıkları an genellikle onları annelerine geri veririz. Fakat kundaklama, babaların bebekleriyle güven ilişkisi kurmaları için harika bir yöntemdir. Bence onları harika kundakçılar haline getiren güçleri, şiddetli oluşları ve el becerileridir.”
Konuyu nasıl bağladığıma gelince, Karp haklıydı! Bebekler anne karnında sürekli sallandıkları ve hep monoton bir sese maruz kaldıkları için doğduklarında da belli bir süre bu alışkanlığa devam etmek istiyorlardı. Sandığımız gibi, sesten ürken, sabitliği seven ve hareketten korkan kırılgan varlıklar değildi bebeklerimiz. Seyyaf’ın babasının gaz çıkarma operasyonu sırasında onu tuttuğu şekle bakıp, içimden “bir yeri kırılacak bebeğin ya!” diye geçirirdim. Ama sakinleştiğini görünce tatmin olur, canının yanmadığından emin olurdum. Allah’tan bizim babamız öyle bebeği kucağına alamayan, biraz büyümesini bekleyen, bir yerini incitirim diye korkanlardan değildi. Ve gerçekten de bu kundaklama işinde çok başarılıydı.
Demek ki neymiş anneler, bebekler canları yanmayacak ve henüz olgunlaşmamış bedenleri hasar görmeyecek şekilde olan şiddeti severmiş. Ben demiyorum, Karp diyor:) Ben de ona şahitlik ediyorum Seyyaf’ta yaşadığımız tecrübenin ışığında. Kundaklama demişken, başka bir yazıda da ona değineceğiz
*Erkekler Mars’tan, Kadınlar Venüs’ten John Gray’in bir kitabıdır.
Kucağa Almak Şımartır mı?
Sabır ve heyecanla beklediğimiz bebeklerimiz dünyaya geldiğinde, ilk günler kucağımızdan indirmek istemez, o mis kokusunu doya doya içimize çekmek isteriz. Ne zamanki birkaç hafta geçer, kazın ayağının öyle olmadığını anlarız, o zaman iş değişir. Bizim oğlanın zor bir bebek olduğunu çok kere anlattım sanırım, eve gelen misafirler “ay ne tatlı maşaAllah” dediğinde, “valla şu an bana hiç öyle gelmiyor” derdim. Bebeklerimiz ağladığında, eğer herhangi bir problemleri yoksa(açlık, alt ıslaklığı, gaz, üşüme vs) ne yapacağımızı şaşırıyoruz. Kolik olanları hiç söylemiyorum bile! En makul görünen çare o an için kucağa almak oluyor. Ama bu kez de genelde çok görmüş geçirmiş teyzeler ve çok bilmiş yeni anneler duruma müdahale edip “ay, sen bu çocuğu kucağa alıştırırsın böyle.Sonra hiç baş edemezsin.Alma kucağına bu kadar çok, bir şey yapamıyorsan bırak ağlasın” der. Muhtemelen onların çocuğu hiç kolik olmamıştır. Çünkü sebebsiz ağlamalar belki kısa süreliktir ama kolik devamlıdır ve genelde de 3 ay sürer!
Peki, kulak asmalı mıyız biz bu söylemlere? Bebeklerimiz gerçekten de şımarır mı, kucağa alışır ve sonra dediğim dedik veletlere mi dönüşürler? Harvey Karp’a sorarsanız HAYIR! (ve bana sorarsanız da hayır:) Seyyaf bebekken ben ilk üç-dört ay kucağa almanın, bebekleri kucağa alışkın hale getirmeyeceğini okumuştum. Zaten sürekli emdiği için hep kucaktaydı. Sakin olduğunda sevmek için de olsa kucağıma almıyor, biraz kendimi ve bebeği rahatlatıyor, yattığı yerde seviyordum. Belki de zaten çoğu zaman kucağımda olduğu için yokluğunu hissetmiyordum. Rahatlıkla söyleyebilirim ki, oğlum ne öyle kucak delisi oldu, ne de şımarık bir çocuk!)
“Mahallenin En Mutlu Bebeği“nde bakın Harvey Karp neler yazmış:
“Hayatının ilk dört ayında bebekleri şımartmanız mümkün değildir… Dünyadaki ilk aylarında ağlamaları anneleri tarafından hemen tepki gören bebeklerin şımarmadığını buldular. Tam tersine, ihtiyaçları hemen ve yumuşak bir tavırla karşılanan bebekler daha az huysuzluk yapıyor ve bir yaşında test edildiklerinde daha dengeli ve sabırlı oldukları gözleniyordu. … Lütfen sevimli ve öpülesi bebeğinizle geçirdiğiniz ilk ayların kıymetini bilin. Daha sonra disiplin ve eğitim vermek için vaktiniz olacak, fakat şimdi KUCAKLAMA ZAMANI!”
Bir önceki yazıda da değindiğim gibi mükemmel anne olup mükemmel çocuk yetiştirme çabasında olanlar, daha bebekken terbiye etmeye çalışıyorlar. Oysa Karp’ın da dediği gibi,onları disiplinize etmeye çalışmak için çok erken. Durun bir içine geldikleri dünyayı anlasınlar, rahimden-o rahat ortamdan- bu dünyanın içine doğmanın nasıl bir şey olduğunu idrak etmeye çalışıp şoku üzerlerinden atsınlar. Ve bu süreçte de onları bıkmadan yorulmadan 9 ay taşıyan annelerinin, onları kendi beslenmesine dikkat ederek besleyen bu fedakar varlıkların yine yanlarında olduğunu ve onları asla bırakmayacağını anlasınlar. Böylece gerçekten etrafa güven duyan bebekler, ne kadar huysuz,kolik bebekler olsa da iyi bir çocuk ve yetişkin olabilirler büyüdüklerinde. En azından ben böyle inanıyor ve böyle uyguluyorum…
Bebekler Neden Sık Uyanır?
Ferber yöntemi uygulandığında bebeklerin gece uyanmalarının da azalacağını okumuştum. Seyyaf’a uyguladığımda da geceleri elli kere uyanan oğlumun, nasıl olup da sadece 2 kez uyandığına şaşırıp kalmıştım. O zamanlar şimdi aşağıya yazacağım bilgilerden yoksundum çünkü…
İnternette okuduğum birçok makaleden ve en son okuduğum “Çocuk Yetiştirme Sanatı” isimli kitaptaki ilgili kısımdan uykuya dair pek çok şey öğrendim.Ama ne yazık ki bunları Seyyaf’la çok çektikten sonra öğrenmiş oldum, yine de ne diyoruz: Geç olsun, güç olmasın. İhtiyaç kalmamasını umarım tabi ki ama hazır iki numara yoldayken bu bilgiler çok değerlendi benim için.
Biz yetişkinler geceleri 90 dakikada bir, bebeklerse 60 dakikada bir uyanırmış. Biz çok kolay geri dalabiliyorken, bebekler zorlanırmış. E büyüdükçe bölünen uykulardan sonra hemen tekrar uyumayı öğrenmeseydik, halimiz nice olurdu düşünsenize! Hangimiz ortalama 8 saatlik bir uyku boyunca 5 kez uyandığını hatırlıyor? Bebekler de herhangi bir sebepten dolayı böyle uyandıklarında, geri dalabilmek için uyutuldukları şekli ararlamış. Yani uykuya dalmadan önce hangi pozisyonda idilerse, onu isterlermiş. Emzirerek uyuttuysanız, her uyandığında emmek isteyecek, pışpışlarla ikna olmayacak. Sallayarak uyutuyorsanız, uyandığında tekrar birkaç dakika sallamanız yeterli olacak. Ya da kendi kendine uyumayı öğrettiyseniz, uyandığında nasılsa kendi daldığı için uykuya, ağlamadan tekrar uykuya dönecektir. Tabi bu yazdıklarım sıradan uyanmalar için, belirli bir sebebe bağlı olan uyanmalar için değil(mesela acıkmış olabilir, kötü bir rüyadan korkuyla uyanmış olabilir, herhangi bir yerinde ağrı, sızı hissediyor olabilir.)
Bu bilgilerle geçmişi gözlemledim. Seyyaf emerek uyurdu, sallamazdım. Her gece uyku rutinimizden sonra, ışıkları kapatıp emzirirdim. Bazen 40-50 dakika sonra uyandığı bile olurdu ve sadece birkaç dakika emip tekrar uyurdu. Yani epey bir süre geceleri deliksiz uyumak bir hayalden ibaret kalmıştı benim için. Hatta bedenen geceleri sık uyanmaya alışmış, öyle de uykumu alır hale gelmiştim. Derken oğluşumun bir yaşına girdiği, taşınmamızdan önceki haftalarda bir gece dayanamadım ve Ferber’in en iyi çözüm olabileceğini düşünüp başvurdum. (Uzun uzun anlatmıştım onu zamanında). Ve gördüm ki geceleri uyanmıyor, yani öylesine uyanmıyor! Gerçekten acıktığında ağlıyor ve karnı doyacak şekilde emdikten sonra tekrar uyuyor. Bu saltanatım çok kısa sürdü. Yine emerek uyuma faslına geçtik. Ve hakikaten de uyandığında sallamam kar etmiyordu. (çünkü Hogg ve diğer bazı uzmanların dediği gibi, uyandığında hemen emzirmek yerine pışpışlamak, okşamak ve sallamak da belki geri uykuya dönmesine yardımcı olabilir. Ama biz hatayı en baştan yapmıştık. Her gık’la emzirildiği için başka bir şey artık tatmin etmiyordu). Ama sallayarak uyutan bazı arkadaşlarımın uyandığında bir iki pışpışla geri yatırdıklarına şahit olmuşluğum var. Ve bütün bu yaşadıklarım ve gözlemlediklerim okuduklarımla bağdaşıyor.
Siz de böyle düşünüyor musunuz bilmiyorum ama, ben bu bilgiler ışığında epey aydınlandım gibi. Eureka diyerek iki numarayı beklemeye başladım bile…
Mesele O Değilmiş
Öğle uykularına geçişte, 5 dakika salladığım oğluşumun, yarım saat boyunca sallandığı halde 10 dakika sonra uyanıp yanıma gelmesinden şikayetçi olmuş, bunun altında yatan sebebin de “sallamaya ne alıştırırsın be kadın” olduğunu sanmıştım ya. Mesele o değilmiş. Düşündüm durdum o yazıyı yazdıktan sonra. Saatleri takip ettim, sabah uyanma ve akşam yatma saatlerini. Sabah 8′de uyanıyordu saatler alındığından beri, o yüzden de 12 buçuğa doğru iyice uykusu gelmiş oluyor, 5 dakika sallayınca uyuyordu. Ee 2 gibi uyandığı için de, akşam 9 buçuk sonrası uyuyordu. En geç 10′da uyumuş oluyordu yani. Ama son bir haftadır gece uykusunu daha uzun uyumaya başlayınca, sabah 9 buçuğa doğru kalkmaya başladı. Fakat bendeniz, rutin öğle uykusu saatini baz alarak çocuğu 12 buçuktan sonra uyutmaya kalkınca, uykusu olmayan çocuk hamakta sallanıyormuş gibi zevkle kendini sallatır ve yine de derince uykuya dalamaz. Dün kendi kendine uyuması için deneme yapacaktım ya hani, saati biraz erteleyeyim dedim. Bir saat geç kalktığına göre 1 saat geç yatmalıydı öğle uykusuna da. Saat 1 buçuk olunca “hadi bakalım, dan din dan yok bugün, kendin al yastığını uyu” dedim. Yattı uyudu, 15 dakika içinde uyuyakalmıştı bile. Bugün de illa sallanmak isteyince, saat de ilerleyince “hadi kırmayım, ara ara kendi uyusun, ara ara ben sallarım. Böylece kendi kendine uyuma alışkanlığını da unutmaz” diye düşünerek kabul ettim. Ve sonuç : 5 dakikada uyudu yine.
Demek ki neymiş, saatlere de dikkat etmek gerekirmiş. Uykusu gelen çocuğu saatini geçirmeden yatırmak, uykusu gelmeyen çocuğu da zorla uyutmaya çalışmamak lazımmış. Yoksa o paşa paşa sallanmanın keyfini sürerken, kafayı yiyen anne oluyor tabi. Seyyaf doğduğundan beri zaman zaman bu hatalara düşüp, sonra niye uyumuyor diye çocuğa kızıp, iç sesimi dinlediğimde hatanın kendimde olduğunu, uykusu olmayan çocuğu zorla uyutmaya çalıştığım için uyumadığını fark edince daha da sinirlenip “ne vardı biraz daha bir şeyler yapsaydın da sonra uyutsaydın, böylece burda kafayı yemezdin” diye kendime kızdığım anlar oldu. Hala böyle durumlar yaşadığıma göre, daha yiyecek bir fırın ekmeğim var yani! Her yaşanmışlık bir tecrübedir insana. İnşaAllah iki numarada böyle hatalar yapmam diye dua eder, yazımıza son noktayı koyarız: Nokta!
Tracy Hogg’un E.A.S.Y. yöntemi var. Bilenler zaten biliyordur ama bilmeyenler için kısaca bahsetmiş olayım:
E(eating): Yemek yeme saati. Bebeği emzirdiğimiz zaman dlimi.Karnını doyur, bırak. Sıradaki?
A(activity): Bebeğin sağa sola bakındığı, zaman geçirdiği, oyalandığı anlar.
S(sleep): Fazla oyalandın, tamam artık hadi uyu sen dönemi.
Y(Your time): En güzel an da bu. Sizin zamanınız. Bebek emdi, bakındı, uyudu. Şimdi kendinize zaman ayırın.
Bu programı uygulayabilirseniz ne mutlu. Ama bu bana biraz ütopik gelmişti, en azından Seyyaf gibi bir bebekle öyleydi. Çünkü eating/yemek ile başlayan zaman dilimi bizim için bazen saatler sürebiliyordu, Seyyaf emerken uyuyup, çektiğimde uyanabiliyordu. Ama eğer emme konusunda bu kadar ısrarlı bir bebeğiniz yoksa, kolik gibi, gaz gibi problemleri de yoksa denemeye değer bence. Haa şunu da belirteyim ki, denerken zamanlamaya çok dikkat edeceğim diye kendinizi yıpratıp psikopata bağlamayın
Sütten Kesme Sürecimiz Başladı
Seyyaf’ı tam 2 yıl emzirmekti niyetim, ayette de geçtiği üzere dolu dolu 2 yıl emmesini istiyordum. Bana kalsa o kadar bile bekleyemezdim. Ama madem Allah anne sütü nasip etmiş, onu bundan mahrum bırakmak -bu kadar emziremeyen anne arasında-bana biraz nankörlük gibi geliyordu. Bu 21 ay boyunca sabretmek gerçekten çok zor oldu. İlk 2-3 ay boyunca yaralar, süt kanallarının tıkanması, doktora gitmeler gibi sıkıntılar, ardından emmeyi zevk haline getirdiği için dakika başı “anne, emmeee” diye peşimde dolaşan ve sonrasında da uzun süre bu işleme devam eden bir velet. Kaç kere hafakanlar bastı, imdatt diye bağırasım geldiyse de bugüne kadar iyi kötü idare ettik. Aramıza katılacak olan ailenin 4 numaralı ferdi vesilesiyle olayı 3 ay öne almaya karar verdim.(Resmen benim için iyi bir bahane oldu.)
Karar vermek kolay da uygulamak nasıl olacak? Zaten uzun zamandır kara kara düşündüğüm bir mevzu idi bu. Sağdan soldan duyduklarımla yapmayı, hiç okumamayı düşündüğüm bir konu da buydu(aynen tuvalet eğitimde olduğu gibi). Fakat duramadım dün, webanne’de bir yazıya rastladım ve Seyyaf gibi bebekler için(hem 1 yaştan büyük, hem de emmeyi zevk haline getirmiş, ihtiyaç dışında da sürekli emmek isteyen bebekler) birden kesmenin daha etkili olacağı yazıyordu. Eğer yavaşça kesersek, bir emzirip bir emzirmediğimiz için çocuk daha bağımlı hale gelecek ve kafası karışacakmış. Sonra düşündüm, ben geçen hafta deneme olsun diye gündüz emzirmeyip, sadece uyuturken emzirmiştim.Gece de aynı şeyi yaptım ve gerçekten de Seyyaf o gece 4 kez uyandı, yetmezmiş gibi ertesi gün sürekli emmek istedi. Fakat bunun dışında okuduğum bütün yazılarda birden kesmenin çok olumsuz olduğu yazıyordu. Böyle bir durumda bebek çok bağımlı olduğu bir şeyi aniden kaybetme sıkıntısı yaşayacak, annede de süt kanallarının yavaşça çekilip sütün kesilmesini sağlamak yerine, sürekli süt birikip göğüste şişlik ve rahatsızlık olacak. Şimdi ayıkla pirincin taşını! İyice kafam karıştı. Benim de hep duyduğum önce gündüz emmelerini kesme, gece devam etme şeklinde idi. Yine de sanırım ben ikinci yolu deneyeceğim.
Kaç gündür niyetleniyorum ama bir türlü başlayamamıştım. Çünkü sabah benden önce kalktığı için kahvaltı hazırlayana kadar sabredemiyor diye emziriyordum, sonra uyuturken onun ağlamalarına, inlemelerine nasıl sabredeceğim diyor yine emziriyordum. Gece zaten mecburen emziriyorum, arada uyandığında kim kalkıp süt, mama filan hazırlayacak deyip yine emziriyordum. Hal böyle olunca bende de hamileliğin getirdiği ayakta uyuma hali olunca, devam ettim ama bugün pes dedim artık. Bu işe son vermenin vakti geldi.
Bu saate kadar dayandık, evet bu bizim için çok büyük bir başarı. Emmek istedikçe bir şekilde oyaladım, zaten ev işi yaparken peşimde koşturduğu için günün bu vaktini atlatmak kolay oluyor. Kahvaltı ve sonrasında bir tas çorba onu idare ediyor. Uyuturken de gece emebileceğine dair söz vererek uyuttum. İlk aşama sandığım kadar zor geçmedi, asıl mesele akşam neler olacak, gece kessem mi yoksa gece emzirsem, onu daha sonraya mı bıraksam? Kafam bu mevzuda hala karışık. Var mı bir fikri/önerisi olan?
Enürezis(Alt Islatma)
Halk arasında geceleri alt ıslatma olarak bilinen, tıpta adına enürezis denen bu meret genelde 4-5 yaşından sonra hala devam ediyorsa bir rahatsızlık olarak görülüyor. Eskiler kız çocuklarında olduğunda “evlenince geçer, benim falanca bi tanıdığımda da vardı” diyerek sallardı, böyle diye diye kız çocukları evlilik çağına, oğlanlar askerlik yaşına gelene kadar bu meretle yaşamak zorunda bırakılırlardı, hala devam ediyorsa o dönemleri nasıl atlatırlardı siz düşünün. Bu aslında fikir olarak çok eskilerde kalmamış, çevremde zaman zaman “büyüdükçe geçer o” sözünü duyuyorum.
Enürezis genelde psikolojik nedenlere bağlı olarak oluyor. Bu nedenle bu rahatsızlıktan ötürü tedavi görmek isteyenlerin büyük bir oranı, yapılan testlerden olumsuz bir sonuç çıkmayınca-yani bedensel bir problem olmadığı anlaşılınca-ne yapacağını şaşırıyor. Kimi doktorların sprey, ilaç tarzı şeyleri gece yatmadan önce kullanmak koşuluyla vermesi, hastalığı önlemiyor, geçici tedavi sağlıyor. Yani hapı bir gece almayı unutursa çocuk, ya da spreyi sıkmazsa o gece yine altına kaçırabiliyor. Peki kökten çözüm arayanlar için? Şadiye Hatun Tıp Merkezi‘nde sorunu kökten çözmek amacıyla ilaçsız tedavi uygulanıyor: Alarm yöntemi! (Burada uzun uzun yöntemi ve uygulanışını anlatmayacağım, ilgilenenler için bkz: enürezis)
Bu yöntem diğerlerine göre neden tercih edilebilir? Çünkü kökten çözüm sağlıyor, aynı zamanda diğer uygulamalara göre pahalı da olsa cihaz size kalıyor ve her ay ilaca vereceğiniz parayı ve kurtulamayacağınız gerçeğini düşününce de daha tercih edilebilir oluyor. eğer böyle bir dertten muzdaripseniz, ya da yakınınızda bu sorunla karşılaşan ama ne yapacağını bilmeyen tanıdıklarınız varsa mutlaka bildirin. Ne kadar ilerlerse o kadar kötü. Çünkü bu çocuğun sosyal yaşantısını ve psikolojisini de olumsuz etkileyecektir.
Bebeklere Ayakkabı Alırken…
Seyyaf oğluşum onbir aylıkken yürümeye başladı. Ama tabi sokakta rahatça yürümeye başlaması biraz daha zaman aldı. Bazı anneler gibi ayakkabı giymesi konusunda heyecanlı beklentilerim yoktu, nasılsa giyecek işte, sıradan bir olay gözüyle bakıyordum, bu nedenle de fazla dikkat edip, üstüne düşmedim. Ama artık öyle değil, sokağa çıkıyoruz her gün, parkta oyun oynuyoruz. Ayakkabı bizim için büyük oranda ihtiyaç. Peki sokağa çıkmadığınız zaman ev ayakkabısı giydirmiyor muydunuz diye soracak olursanız da, “bebeklerin çıplak ayak dolaşmaları, ayakkabı giymelerinden daha önemli. Bu durum yürümeye daha rahat alışmaları, doğru basmaları ve ayak rahatlıkları için de önemli.” yazısını okuduktan sonra, evde iki kat çorap giydirmeyi ev ayakkabısına tercih ettim diyebilirim.
Bugün anneannesi bu ayakkabıları hediye olarak getirince, bebek ayakkabıları hakkında bir yazı yazmanın iyi fikir olacağını düşündüm. Böylece Seyyaf’ın ayakkabısını günlüğüne kaydederken, okurlara da fikir vermiş oluruz belki dedim.
Efenim, şimdi ayakkabı alırken küçük ve dar olmamasına özellikle dikkat edeceğiz ki; bebeğin ayakları rahat büyüsün. Kas ve kemiklerine zarar vermeyelim. Uç kısımları biraz bol ve büyük olursa daha da iyi olur, tabanı yüksek olmasın ki rahat koşsun yürüsün sürekli düşmesin, baş parmağıyla ayakkabının ucu arasında biraz boşluk olsun. 3 yaşa gelene kadar bileğine doğru uzanacak şekilde ayakkabı almak daha iyi(bu resimdeki gibi değil yani). Topuk kısmı sert olup, topuğu tutmalı, sağlam basabilsin diye. Bunların yanında deri veya kanvas olması, plastik veya sentetik olmasından daha iyidir. alırken bi zahmet içini de kontrol edin ortopedik mi değil mi kısmı da önemli.
Ben bebek kıyafetlerine verilen paraya acırım, neden? E çok çabuk büyüyorlar ya ondan!Annemin bir lafı vardır: “Bebeğin yediği helal, giydiği haram” der. ama sözkonusu ayakkabı olunca orda durmak lazım. Ayak sağlığı çok önemli. Hele de bu kadar çabuk gelişiyor, büyüyorken, ters bir seçim olumsuz etkileyebilir. Bu nedenle sağlıklı ayakkabılar alın, güzel kullanın saklayın, kardeşi de giyer -tabi kardeşinin giyebilmesi için biraz uni-s.e.x. ayakkabı almak lazım:)
Biberondan Bardağa Geçiş
Bize sunulan birçok fırsatlar/yenilikler hayatımızı kolaylaştırsa da, bazen bunların ekstra külfet yüklediğini düşünüyorum. Örneğin Seyyaf’ın yavaş yavaş tuvalet alışkanlığı kazanmaya başlayacağı şu dönemde geleneğin de üç çocuğunda asla lazımlık kullanmadığı gerçeğini göz önünde bulundurarak, lazımlık fikrinden vazgeçtim. Neden? Çünkü önce lazımlığa alışması için, sonra da tekrar tuvalete alışması için ekstra zaman ayırmak gerekecekmiş. Zamanımız o kadar da bol, sabrımız da deniz derya değil hani! Benim için gereksiz olan bir aparat var ki o da “alıştırma bardağı” dedikleri şey. Bebeği daha da tembelleştirdiği gibi ona alıştıktan sonra bir de tekrar bardağa alışması için çabalamak gibi olumsuz yönleri olduğunu düşünüyorum. Oğlumda böyle bir şey kullanmadım ve direk bardaktan içirmeye çalıştım. Evet, önceleri hep döktü, beceremedi ama alışması çok kısa sürdü. -Buarada emen bebeklerin bardağa alışmaları daha kolay olurmuş.-Biberon hiç mi kullanmadık? Kullandık,elbette kullanılır, emziriyor bile olsanız, su vermek ya da bizimki gibi uyumayan veletleri uyutma çabasıyla rezene çayı içirmek, 4.aydan sonra bazı meyve sularının tadına baktırmak gibi nedenlerle kullanıyor/kullanmış olabilirsiniz. Biraz büyümeye başlayınca bardaktan içirmek, anne için de büyük rahatlık. Alıştırma bardağını yanınıza almayı unuttuğunuzu düşünün. Tabi bizim velet gibi abartıp pet şişeleri dikerek bile içmeyi erkenden öğrenirlerse, her yerde avantajlısınız demektir:)
Yazının buraya kadarki kısmı şahsi görüşlerim olup, aşağıya alıntılayacağım kısmı tamamen Benjamin Spocks’ın “Bebek Bakımı ve Çocuk Eğitimi” kitabından alıntıdır (Fark ettim de bu kitaptan o kadar bahsettim ki, her ne kadar çok önceden okumuş da olsam-yeniden gözden geçirip-tavsiye kitaplara dahil etmeliyim. Benim için,özellikle bebek bakımı kısmı,başucu kitabı olmuştur ve en son 2 yaş kısmına kadar okuyup hala bitirmeyip,ara ara bakarım.)
“Beş aylıkken ona fincandan birkaç yudum içirmeye başlayarak biberondan bardağa geçişe hazırlayabilirsiniz. Tabi onu hemen fincana alıştıracak değilsiniz. Onu sütün bardaktan da içildiği fikrine alıştırmanız yeterlidir. Eğer 9 aylıkolana kadar beklerseniz, büyük bir ihtimalle fincanı reddedecektir. Ve onun ne olduğunu bilmezlikten gelmek isteyecektir. … Diyelim ki 5 aylıktan beri bebeğinize her gün fincandan birkaç yudum içiriyorsunuz. 8-9 aylık olunca onun bundan hoşlanıp hoşlanmadığını kendinize sorun. Eğer şişeden bıkmış da fincandan içmek hoşuna gidiyorsa, onu fincana alıştırmanın sırası gelmiş demektir….6-7 aylık bebekler herhangi bir şeyi ellerine alıp ağızlarına götürmeye bayılırlar.Bu çağda bebeğinizin eline bir bardak verip içermiş gibi yapmasına izin verebilirsiniz.Eğer 6-8 ay arası bardaktan içmeye alışırsa, 9-10.ayda bardağı reddetme ihtimali zayıflar.”
Ne kadar erken o kadar iyi…
Seyyaf’ın Yeni Uyku Programı ve Bebeklerde Uyku Düzeni
Artık bebeklikten çıkmak üzere olan ve halihazırda “erken çocukluk” dönemini yaşayan oğluşum, gündüz uykusunu bire düşürmüş bulunmakta. Evet, benim oğlum bir bebeğin aksine gündüz öğle-ikindi arası bir kez uyumaya ve gece uykusuna da 10-11 arası yatmaya başladı. Hem avantajlı hem dezavantajlı bir durum. Neden? Avantajı şurda ki bu şekilde olunca gündüz daha uzun uyumuş oluyor ve işlerim çok da yarım kalmadığı için rahatlıyorum.-hatta itiraf etmeliyim ki Seyyaf artık uyumlu bir bebek olma yolunda ilerlediği için işlerimi o uyanıkken bitirip, uyuduğunda kendime zaman ayırmak istiyorum.-İkinci avantajı gece uykusuna daha erken yatıyor olması ve eğer gündüz rahat bir gün geçirmiş ve bir sıkıntısı yoksa, gece de daha az uyanması. Dezavantajı da bir daha uyumayacağını bildiğim için hiçbir şeyi bir sonraki uykuya erteleyememem.
Ne zaman sadece gündüz bir kez öğle uykusu olacak acaba diye beklerken böyle geçiş yapmış oldu, ikinci uykusunu son bir haftadır 45 dakikaya düşürmüştü zaten. Bebeklerin erken çocukluk dönemine girdikleri zaman artık uykuları böyle tek’e iniyormuş. 18 aylıkken sadece öğle uykuları oluyor, sonrasında da rutin gece uykusuna geçiyorlarmış. Tabi bizdeki gibi durum 18.aydan önce de olabilir. 15′ten sonra ise mesele yok. Peki kaç saatlik uyku yeter bu yaşta? Toplam 13-14 saat uyumaları gerekiyormuş. bunun yaklaşık 2 saati öğle uykusu, geri kalanı da gece uykusu oluyor. Bundan önceki toplam 14-15 saat olan uykunun gün içinde 2 kez 1,5′şar saat gece ise 11-12 saat olması gerekiyormuş.
Doğumundan itibaren bebeklerin/çocukların kaç saat ve ne şekilde uyumaları gerektiği de aşağıdaki grafikte gösteriliyor:

Gündüz uykuları bire düştüğü için daha erken yatırmak gerekiyormuş. bunu ben tecrübe ettim ve hak verdim. Çünkü Seyyaf’ı 10′da yatırırsam 7-8 gibi uyansa bile epey uyumuş oluyor. ama 12′de yatarsa 8-9 gibi uyanıyor, gece uykusu az oluyor. Bu durumda iki kez yatırmak gerekiyor gün içinde yine. Bir de tabi -çok şükür ya!- gece uyanmalar kalmadı denebilir. İki kez uyanıyor sabaha kadar ve belki de böyle deliksiz uyuduğu için sabahdaha erken kalkıyor.
Sözün özü, anladığım bir şey var ki, bebeklerin uykularıyla çok uğraşmamak gerekiyor. Onlar kendi rotalarını belirliyor. Ferber’miş, Tracy Hogg’muş, oymuş buymuş derken ben de az hırpalanmadım hani. Şimdi bu rahata öyle alıştım ki düzenimiz bozulacak diye korkuyorum. Darısı tüm tazeannelerin başına…
Not: yukarıdaki grafik bebegimveben.com sitesinden alınmıştır.




