Şaşırdım!
Seyyaf’la son bir iki aydır doğru düzgün ilgilenemiyorum. Yani normalde günün yarısını onunla oynarak, eğlenerek, “kaliteli zaman” geçirerek harcarken, son bir aydır birkaç saat zor ayırır olmuştum. Belki de son zamanlarda daha hırçın ve saldırgan tavırlar takınmasının sebebi bu ilgisizliktir, bilemiyorum. Ben öyle yorumladım, çünkü oyun oynadığımız zamanlarda daha sakin gibi, onunla ilgilenilmediğinde ise can sıkıntısından ne yapacağını, nereye saldıracağını şaşırıyor, kendince icatlar çıkarıyor. Düz duvara tırmanıyor derler ya, tam o cinsten oldu. Balkon mermerine artık dümdüz tırmanarak çıkabiliyor, orayı da kilitli tutmak zorundayız artık.
Neyse efem, ben de artık başbaşa kalacağımız salı gününden itibaren oğlumla eski düzenimizi devam ettirebilelim diye birkaç kitap, boyama kitapları, oyuncak vs alayım dedim.Zira malzeme kıtlığı yaşıyoruz gerçekten. Seyyaf’la beraber gidelim dedim, bebeği bırakıp gittik. Başlığa ne zaman gelecek bu kadın! diyorsanız geliyorum:) Kitaplar seçtik, pastel boya ve resim defteri aldık.Sonrasında bir araba alayım dedim, beğendim çok hoş bir araba. Hadi sana bunu alalım mı dedim. “Benim evde abayam(arabam) var anne, alma.” dedi. Ben çok şaşırdım, oğlumun böyle sözümona “tokgözlü” bir tavır içine girmesi, -hem de 2,5 yaşında!- beni öyle şaşırttı ve mutlu etti ki:) Bu veledin annesi(ki o bendeniz oluyorum:) ) pazarın başında annesine bir oyuncak aldırdığı halde, pazarın alt tarafında görünce yeni bir tane daha almak isteyen ve alınmadığında kendini yerden yere atan bir çocukmuş. Allah’tan genlerim baskın çıkmamış da oğlum bana çekmemiş. Çok şükür
Hayat İşte…
Denizli’de bir öğretmen, komşular köpeklerinden rahatsız olunca, çareyi onlara bir villa kiralamakta bulmuş. 2 tane Rottveiler cins köpek için villa kiralamış bu öğretmen.
Türkiye’de geçen senenin verilerine göre 25 bin çocuk sokaklarda yaşıyordu. Bu sene ve yeni bir yıla girmek üzereyken bilanço kaç bilemiyorum.
Yeni Yaşımızda, Yeni Yüzümüzle Merhaba!
Ey sevgili blog takipçileri ve blogumuzu şu an tesadüfen bulup gelmiş okurlar! Bugün seyyafinannesi.wordpress.com tam bir yaşına girdi. Bir sene önce bu yazıyla adım atmıştık. “Vay be, zaman ne kadar çabuk geçiyor” edebiyatına girmeyeceğim merak etmeyin:) Siz de benim kadar farkındasınızdır ne de olsa zamanın nasıl su gibi akıp geçtiğinin…
Seyyaf’ın doğduğu günden beri okuduğum, araştırdığım, gözlemlediğim şeyleri yegane dinleyicim olan Seyyaf’ın babasına anlatıp durmamdan sıkılmasıyla başladı her şey. Zaten erkekler bu konuda çok iyi bir dinleyici değildir. Ama biz kadınlar hele ki anneler olarak paylaşmaya, paylaşırken de detaya inmeye bayılırız: “Biliyo musun Seyyaf bugün bunu,şunu yaptı,dedi,yedi,içti” “Var ya, şu okuduğum kitapta şunlardan, bunlardan bahsediyorlar. Ne kadar ilginç ve önemli değil mi!” “Hı, hı, evet!” Yok, baktık bu iş böyle olmuyor. Benim anlatasım var, onun dinleyesi yok. Kendilerinin de yüksek müsadesiyle bu blogu açmaya karar verdim. Böylece oğlumun bir günlüğü olacaktı, ben de bilgilerimi başkalarıyla paylaşıp, bir kişiye bile ulaşmanın sevincini yaşayacaktım. Çok şükür öyle de oldu. Ve bu şekilde bir yılı doldurduk.
En büyük arzumuz çizgimizden şaşmamaktı. Burası bir bebek/çocuk blogu ve sadece bu konular işlenmeliydi. Seyyaf’a ve genel anlamda çocuklara dair yazılarla bir yıl geçti. Güncel meselelere, kişisel paylaşımlara yer vermeden bugünlere gelebilmenin haklı mutluluğunu yaşıyoruz. “Şu kadar okurum var, şu kadar tıklandık” vs gibi reklam içerikli istatistiklere yer vermeyeceğim merak etmeyin
Yazmak ve paylaşmak istediğimiz için buradayız, popüler olmak için değil…
Bilgi ve tecrübenin, yaşantının paylaşılmasının, dertlerin anlatılmasının ne kadar önemli olduğunu her daim görüyorum. Dert anlatmaktan maksat yakınmak ya da şikayetlenmek değil de akıl almak olursa, cidden Allah karşına çözüm yolları çıkarıyor. Bu blog aracılığıyla belki ben de birilerinin derdine derman, hislerine tercüman olmuşumdur diye umuyorum. Ve elimizden geldiğince de olmaya devam etmeyi…
Bu yeni yılımızda sizi yepyeni bir yüzle karşılamak istedik, evet oğluşumun resmi mevsime uygun kaçmadı ama sizi sıcacık gülüşüyle karşılasın diye seçtim bu resmi. Umarım beğenirsiniz…
Etkili Sivilce Kremi
Sivilce Tedavisinde Bitkisel Çözüm
Özellikle ergenlik çağından itibaren yüzümüz başta olmak üzere vücudumuzun hemen her yerinde çıkan sivilceler yaklaşık yarım asırdır kimyanın geliştirdiği bir çok ilaç vari yöntemle bertaraf edilmeye çalışmakta. Bu konuda sayısız formülle sayısız sivilce kremi sivilce losyonu, sivilce merhemi geliştiren laboratuvarlar aslında sivilce sorununa anlık çözümler getirerek cebimizdeki parayı almaktan ileri gidememektedirler.
Halbuki sivilceler ve sivilce lekeleri ilk insanlardan bu yana sürekli olarak sorun olmaya devam etmektedir. Peki laboratuvarların günümüzdeki kadar gelişmemiş ve kimyevi ilaçlar üretemez olduğu o günlerde insanların çekildiği fotoğraflarda neden sivilceli birilerini göremiyoruz hiç düşündünüz mü?
Aslında cevap üzerinde düşünülmeye gerek olmayacak kadar çok basittir. Çünkü hayatımızda karşılaştığımız her türlü rahatsızlığın ilacı doğada bulunmaktadır. Başka bir deyişle derdi veren tanrı dermanını da vermiştir.
Peki “sivilce tedavisinde bitkisel çözüm” diye bir şey mümkün müdür? Sivilce lekeleri doğadan gelen şifa ile yok edilebilir mi? Dilerseniz bu soruların cevabını bulmak için önce “sivilce neden oluşur?” sorusunu cevaplayalım.
Sivilce Neden Oluşur? Sivilce Oluşumu Nasıl Engellenir?
Genel olarak sivilce hormonal bozukluk, metabolizmik düzensizlik ve ciltteki aşırı yağlanmalardan dolayı cilt üzerinde sivilce oluşumu gerçekleşir. Cilt üzerinde bulunan zararlı mikroplar adeta pusuya yatarak cildinizin sivilce oluşturmasını beklerler. Her nekadar ciltte oluşan kötü görüntü dışında bilinen bir yan etkisi olmasa da ciltteki mikropların yağ kanallarına girmesi halinde hem “sivilce lekeleri” oluşmasına neden olur hem de oluşan estetik olmayan görüntü psikolojik yan etkiler doğurur.
Cildi fazla ovmak, sivilceleri kaşımak ciltte bulunan kötü niyetli mikroorganizmaların yağ kanallarına girişini kolaylaştırır. Açılan yağ kanallarına giren mikroorganizmalar sivilce lekesi ve yeni sivilce oluşumunu tetikler.
Ayrıca sivilceli cilde sahip kişi yüzünü her yıkadığında ciltteki yağ oranı düşeceğinden metabolizma yeniden yüz bölgesinde yağ üretir. Buda yeni sivilcelerin oluşması anlamına gelebilir. Yüz yıkamak en az günde bir kez yaptığımız bir eylem olduğuna göre buda her gün yeni sivilcelere davetiye çıkarıyor olma anlamına gelmektedir.
Özellikle Türk Halkı’nın yoğun olarak kullandığı kolonya ve alkollü esanslar cildi kuruttuğundan yüz bölgesinde yine yağlanma meydana gelir ve buda sivilce oluşumunu tetikler.
Kayseri Yolcusu Kalmasın
Bugün üç kişiden oluşan çekirdek ailemizle Kayseri yollarına döküleceğiz inşaAllah. Oğluşumla ben ilk defa uçağa bineceğiz. E biraz heyecanlıyız haliyle. Dönünceye kadar hoşçakalın, buraları arada bir yoklayın, yaramazlık olmasın:)
Döndüğümüzde yeni yazılarımız, Seyyaf’ın yeni maceraları ve uzun zamandır beklenen kitap özetleriyle karşınızda olacağız…
Bebeğin Cinsiyetine Dair Halk Yorumları
Eskiden ultason mu vardı?(hatta bazılarının deyimiyle ultrasyon
) Anne 9 ay boyunca kız mı erkek mi diye merak eder, dururdu. Şimdi bu işi sadece “süpriz olsun” mantığındakiler yapıyor. Onlar da nasıl sabrediyor hayret ediyorum. Eee hal böyle olunca, yurdum kadınları etraflarındaki örneklerden istatistiksel sonuçlar çıkararak tahminler yürütmeye başlamışlar ve bu efsaneler günümüze kadar ulaşmış. Bazen tutuyor, bazen tutmuyor. Ama bence çok büyük oranda tutan bir şey varsa, o da hamilelikte karnın aldığı şekildir. Top gibi yusyuvarlaksa erkek, yaygın bir şekilde kız:)
Bugüne kadar sağdan soldan duyduğum şeyleri yazıyorum, eklemek isteyenler varsa buyursun, biz de yeni bir şeyler öğrenelim:)
- Canın ne çekiyorsa bu önemli. Bunun ile ilgili deyim bile uydurmuşlar: “Ye tatlıyı doğur Hakkı’yı/Ye ekşiyi doğur Ayşe’yi. Kaç kişi üzerinde denenmiş de böyle bir genellemeye varılabilmiş pek anlamıyorum. Çünkü ben Seyyaf’a hamileyken sürekli ekşi ve tuzlu şeyler yerdim. Bir akrabam da üç kızının hepsinde sürekli pasta canının çektiğinden bahsetmişti.
- Kız olacaksa annenin güzelliğini alır, erkek olacaksa kadının yüzüne bir güzellik gelir. Hamile maskesi denen olay erkek bebek bekleyen annelerde de oluyor gerçi ama, bu da bir tahmin işte. Benim ilk hamileliğimde yakınımdakiler bunu onaylamışlardı gerçi. Hatta ders verdiğim öğrencimin annesine hamile olduğumu söylediğimde “valla ben de diyorum bu kızın yüzüne bir güzellik gelmiş. Bak senin oğlun olacak görürsün”demişti.
- Erkek çocuk bel ağrısıyla gelir. Hamileliğin ilk aylarında bile bel kısmında, kuyruk sokumunda ağrılar başlıyor. Bilmiyorum kız çocuk sahibi olanlar yaşamış mıydı ama ben yaşadım. Bir de doğum esnasında ağrı önce belden vururmuş diyorlar.
- Kız çocuk hamilelikte rezil, sonrasında vezir edermiş. Erkek çocuk ise tam tersi. bu durumda hamileliği rahat ve sıkıntısız geçiyorsa erkek olma ihtimali daha yüksekmiş. Valla kızı olduğu halde çok rahat hamilelik geçiren tanıdıklarım olduğu gibi, erkek doğurup hamileliğinin 9 ayı yatanları biliyorum.
- Karın sivri ve öne doğruysa erkek, geniş ve yayılmış şekilde ise(kilo göbeği gibi) kız. Buna inanıyorum işte:) Ayrıca kilo alırken de kız çocukta kalça ve basenlerden, erkek çocukta orantılı olarak vücudun her yerinden kilo alınırmış diye de duydum.
Şimdilik aklıma gelenler bunlar. Son olarak paylaşmak istediğim bir şey var. Şu anda okumakta olduğum İbn Kayyim’in “İslam’da Çocuk Bakımı ve Terbiyesi” kitabında bir hadise rastladım. Aynı hadisi daha önce okuduğum Peygamberimizin çocuk yetiştirme metotları üzerine yazılmış kitaplarda da rastlamıştım. Hadisi alıntılayarak hurafeler zinciri yazımızı sonlandırıyoruz:)
“Erkeğin menisi beyaz, kadının menisi sarıdır. Bunlar bir araya gelir de erkeğin menisi kadının menisine galebe çalarsa, Allah’ın izni ile erkek çocuk doğrururlar. Kadının menisi erkeğin menisine galebe çalarsa Allah’ın izni ile kız çocuk doğrururlar.”*
*Müslim: 315
Elinin Kiri Para ve İlk Alışveriş
Seyyaf parayla tanışalı epey oldu. Tabi bu iş bile isteye olmadı-çocuk yetiştirirken olan birçok olay gibi-.O zamanlar, yani ilk tanıştığı günler ne para demeyi bilirdi, ne de paranın işlevinden haberi vardı. Öyle bir telefon sevdasıyla anneannesinin cüzdanını kurcalarken bulmuş, anneannesi de bozuk paraları yutmasın diye “bir bir sayalım hadi oğlum” gibi bir oyun kurmuştu. Bu oyunla birlikte bütün bozuk paraların adı “biyy” kağıt paraların adı ise “abca” olmuştu.(bunu da üzerindeki amcaların resimlerinden yola çıkarak koyduğu varsayılıyor.)
Aslına bakılırsa bir çocuğun-özellikle böyle erken çocukluk dönemindeki veletlerin-ellerinde para olmasından hiç hoşlaşmam. Çünkü şu dünyada en kirli nesne paradır muhtemelen-manevi kirden bahsetmiyorum, bildiğimiz pislik-Kim bilir kaş kişinin elinden geçti, nerelere düştü, hapşırıp aksırıp mı tuttu o parayı, ıyyy…Hal böyle olunca da küçücük çocuğun o parayı tutması, sonra o elini ağzına gözüne götürmesi mikropları barındırması açısından olumlu, sağlık açısından olumsuz bir sonuç doğuruyor. Ama yine de olan oluyor işte, çocuk yetiştirmek böyle bir şey…
Zamanla “biyy” ve “abca”nın yerini “paya” aldı, bu kısım iyi güzel, yeni bir kelime öğrendi. Ve paranın işlevi meselesine gelince, sanırım yavaş yavaş onu da çözüyoruz. Geçen gün bir ortamda, başkasının oyuncağını almak için ağladığında, susturmak için “gel sana para vereyim, mama alalım o parayla sana” demiştim, sonra da yalan olmasın diye bakkala uğradık. Ben alacağımı aldığımda Seyyaf elindeki parayı bakkal amcaya uzatmasın mı? Hee, sen misin o parayla mama alacağız diyen? 20 aylık çocuğu parayla tanıştır, yetmedi ne işe yaradığını da göster, sonra yandı gülüm keten helvam! Bakalım bu büyüme serüveninde Seyyaf’ın para ile ve “annee, bakkala gidelim mi” cümlesinin sıklığıyla arasında nasıl bir bağ olacak? Hep birlikte göreceğiz…
Ve Babamız Umreden Döner…
10 günlük umre ibadet/ziyaretinin ardından babamız pazartesi sabaha karşı umreden geldi, oğlum babasını çok özlemiş, babası da oğlunu.Baba-oğul hasret giderdikten sonra sıra hediye faslına geldi tabi. Oğlumun artık minik bir seccadesi, boyu kadar bir taramalı tüfeği ve “ya Taiba” eşliğinde yürüyen devesi var
Allah babamızın umresini kabul etsin, bize de nasip etsin. E size de tabi …
Yorumsuz!
İNEKLER ANNE SÜTÜ VERDİ!
Bilim insanları, ineklerin “anne sütü” salgılaması yolunda büyük bir adım attı. Çin Ziraat Üniversitesi’nden Profesör Ning Li başkanlığında yürütülen çalışmada 300 ineğe lizozim proteinini de barındıran anne sütü salgılatacak genler başarıyla aşılandı.
Uzmanlar, 300 genetiğiyle oynanmış inekten alınacak sütün anne sütüne alternatif olabileceğini, hatta süpermarketlerde bile satılabileceğini söyledi.
“Seyyaf Ve Seyyaf’ın Annesi’nin Dünyasına Hoşgeldiniz…”
Seyyaf oğlum tam bir yaşına girerken annesi blog tutmaya karar verir. Aslında çok daha önceden verdiği bu kararı ancak hayata geçirebilir desek daha doğru olur. Bebeklikten kısmen de olsa çocukluğa adım attığı bu döneme kadar geçen sürede edindiğim bilgi ve tecrübeleri de ara ara paylaşmak isterim (ilk çocukta ne kadar tecrübe edinilir demeyin; öyle değilmiş ben gördüm
)
Seyyaf… Benim 12 Aralık 2009 doğumlu oğluşum. Kadınlar hep sorarlar ya biri doğduğunda “Kaç kilo?” (Eşim çok saçma bulur bunu burdan kendisine selamlar
) 3.260 ağırlığında nur topu gibi kucağıma verdiklerinde gerçekten bütün sancıların bir anda gittiği söyleminin bir ütopyadan ibaret olmadığını anladım. Evet, dünyada ondan daha sevimli bir şey yoktu o an. Hala öyle.
Seyyaf…Hayatıma girdiği andan beri her şeyimi ona göre düzenlemek zorunda kalmak gerçeğine ilk başta alışamasam da, şimdi onsuz geçen bir saatte bile onu ne kadar özlediğimi fark ediyorum. Bu satırları okuyan bir anne değilse elbette ne demek istediğimi anlayamaz. Ama önemli değil; derdim anlaşılmak da değil. Birçok kişi gibi annelik serüvenimi paylaşmak istedim hepsi bu.
Seyyaf ve annesinin dünyasına hoşgeldiniz……



